18 Ocak 2026 Pazar

Maske

 Selam hacı.

İnsanlar, çocukluktan çıkıp aklını başına aldıktan sonra çevresini ve toplumu takip ederek, yaptığı gözlemlerden sonra o toplumda kabul edilmek için çeşitli şeyler deneyebilir. Bu denemelerden sonra eğer  o denemeler kendince olumlu sonuç verdiyse artık işe koyulma vaktinin geldiğini söyleyebiliriz. Şimdi aranızda yine ne anlatıyo bu pezevenk acaba konuyu yine nereye getirip sağa sola sövecek aq diyenleriniz var biliyorum. Ama merak etme hacı uzun zamandır aklımda olan ‘toplumda maske’ konusunu araştırıp geldim. O yüzden asla sıkılmadan okuyacağınızı düşünüyorum. Neyse arka sıra dinle evladım bunlar yazılıda çıkacak not al çünkü burayı çokomelli :)

Şimdi hacım, bu içine sıçtığım toplumda kabul görmek olayı var ya bunun gibi boktan bir olay görmedim ben. Önceden insanlar sırf  başka birinden like beğeni veya mesaj alabilmek için sosyal platformlarda aslında hiç olmadığı gibi davranabiliyordu. Fotoğraflarına ağzının suyu aktığı ve sırf sidikli vajinası için şiir okuduğun kızın ilk buluşmada ibrahim tatlıses’e benzediğini görünce şoka uğraman gibi mesela. Ya da sırf sevdiği kızın beğenesini almak için nefret ve iğrençlik duygusu içinde sokak hayvanlarıyla fotoğraf çektiren dalyarrak mesela. Bu durum tabii ki maske idi. Sosyal medyalı maske de diyebiliriz buna.  Eski okuyucularım bilir bu konuyu daha önce ele almıştık. 

Şimdi hacım gerçek hayata geçtiğimizde işler daha vahim ve anlaşılmaz hale geliyor zira o maskeyi görmek nerede imkansız hale geliyor zira elias canetti’ye göre insanlar çift maske bile takabilirler. Bu maskeler arası geçiş, doğal olanın aksine ani ve sert geçişlere elverişlidir. 

Topluma kendini kabul ettirebilmek için eksiklerini bilen ve paranoyaklık duygusu yüksek olan kişiler, kötü, iğrenç ve yeteneksiz olduğu durumları kapatmak için maske takarlar. Çünkü işi doğallığa bırakırsa doğallıktan gelen yüz ifadesi her şeyi ortaya çıkaracaktı. Yaptığı deneyimlerden  maskenin vazgeçilmez bir örtü olduğunu gören yüzlerce sapık, katil insanlara her zaman rastlamak mümkündür. Doğallık dediğimiz şey gerçeklik dönüşüm ise maske sabitlik, ruhsuzluk ve en önemlisi tehlikedir. Yani maske sonuçtur.

Yine maske; o maskeyi takan kişi için önemli, kutsal ve  dokunulmazdır. Eğer ki dışarıdan biri bu örtüye yaklaştığı veya dokunmaya kalktığı an sert tavırlarla karşı karşıya kalabilir ve bu yüzden maske aslında derin bir mesafeyi simgeler. Maske bizlere dışardan göründüğünüz şey benim fakat asıl tehlike bu maskenin arkasındadır der.  Maske takan insanlar hayatlarımızda her zaman olacaklardır.    

Geçen gün YouTube’ da gezerken 250-300 tl ye çiğköfte başlıklı bir video gözüme çarptı. Lan dedim bir çiğköfteye ne yapılabilir ki fiyatı 250 tl olsun ve dayanadım açtım. İlk başlarda pek bir bok hissetmedim ama 5. Dakikadan sonra sert ve vahşet içeren küfürler savurmaya başladım. Lan sırf çigköfteye şekilli sos döktürleri için 250 tl istiyorlar. Ben burdan şunu anlıyorum. Biz bunu bu fiyata satıyoruz ama yalandan nusretvari sos dökelim yalandan tahtadan oyulmuş tabağa sunum yaptırız gerisini hesaba kitleriz. Sonra gelsin paralar. Oh ne güzel sektör valla.  İşte bu üründe, esnaf maskesidir. Yalancılığı ört bas etme maskesi. Şimdi kimse bana buna ticari zeka falan demesin valla küfür ederim size de. 

Düzeltme bu yazıyı 2023 yılında yazmışım ama neden şimdi paylaştım bilmiyorum kafam güzeldi galiba 






22 Temmuz 2025 Salı

İstanbul Kadıköy'de Beş parasız


 

Kaldırın lan şu örümcek ağlarını uzun zamandır yoktum buralarda, neyse başlayalım hacı

2022 yılına girerken hepimizin içinde bir umut vardı. "Pandemi bitiyor, işler açılıyor, hayat normale dönecek" falan filan... Bende de aynı saflık, aynı umut. Yeni yıla evde, sessiz sedasız girmiştim ama içimden demiştim: “Bu sene toparlanacağım.”


Ben toparlanacağım dedikçe hayat bir yerlerden dağıtmaya başladı. Daha mart ortası. Pazartesi sabahıydı. Evde kahvemi yapmış, bilgisayarımı açmış, kurumsal e-postaları yokluyordum. Derken bir mail: Konu başlığı "Bilgilendirme", altında tek bir satır:


"Yolun açık olsun."


İnsan kaynakları bile değil. Direkt patron. Bu kadar net, “şut.” Yani “geçmiş olsun, siz artık işsizsiniz” bile denmemiş. İşsizliğin resmi belgeye dökülmüş versiyonu. Baktım dışarıya; gökyüzü gri, İstanbul gri, ruhum zaten griydi.


İlk günler güzeldi aslında. “Kafamı toparlarım” dedim, Netflix’te film maratonları, kahve, kitaplar… Derken ikinci haftadan sonra o kahve bitmeye başladı, o kitapların sonu gelmedi. Market fişleri küçüldü, evdeki zeytin sayıya döküldü, ekmek bayat ama dertler taze. Kart bakiyesi sıfırlandı. En son Simit Sarayı’nın önünden geçerken gözlerim doldu. Simit bile pahalı gelmeye başladı amına koyyim. Cepteki her kuruşun hesabını yapar oldum.


İş ilanlarına CV gönderip durdum. Dönüş yok. Arkadaşlarım “freelance takılıyoruz” diyor. Yani işsiz ama cool. Borçta istenmiyor anlayacağınız üzere. Bense işsiz ve bunalmaya başlamışım. En son bir kafede bulaşıkçı arandığını gördüm. Gittim. Sahibi “elin hızlıysa alırım” dedi. Dedim “elim değil, ruhum bile hızlandı, ver önlüğü.” fazla uzatmaya gerek yoktu çünkü iş anında başka biri tarafından kapılabilirdi.


Kadıköy’de bir kafenin mutfağında başladım çalışmaya. Sabah 10’da giriyorsun, gece 12’de kadar çıkmıyorsun. Arada bazen erken çıkış yapabiliyorsun. Ama hafta sonra imkansız malum Kadıköy yoğunluğu. Neyse moruk, Deterjan ellerini yakıyor, sıcak su beynini haşlıyor. Günde 400 tabak, 300 bardak, 1 patron ve sıfır takdir. Mutfak dediğin moruk, L şeklinde 1.5 metre genişliğinde 6 metre civarı uzunlukta,yani anlıyacağın 2 kişi zor geçiyor, birde elinde çöp veya yukarı taşınması gereken tabak,bıçak, bardak varsa çarpışmadan geçmek imkansız hale geliyor. Çapışma esnasında ablalardan sürekli laf yiyordum yürümesini bilmiyormuşum :) ilk zamanlarda insanların yemek yedikleri tabaklara yada çatallara el sürmekten tiksinirken 1 ay sonra sikerim anasını diyip tabaktaki yağı ve kalan yemekleri elimle sıyırıp direk makinaya atıyordum. :)) Moruk öyle kolay gibi gözüksede çok zor iş ilk günlerde bel ve omuz ağrısından düzgünce uyuyamadım aq.


Mesai sonunda elime 100 TL verdiler. Düşünsene, 15 saatlik sabunlu maraton = 100 TL. Ama işte o anın verdiği sevinç… cebinde para var ya, kendini CEO sanarsın. Ama sonra anlıyorsun ki bu şehirde 100 TL bir şey değil. Eve dönemem. Taksi hayal aq işten eve 70 TL tutuyor. Otobüs desen gece 12 de yok. canım sıkkın halde gezerken karşıma bir pansiyon çıktı


X Pansiyon – Gecelik 30 TL


İçeri girdim. Adama en ucuz oda fiyatını sordum. Resepsiyonist baştan aşağı süzdükten sonra 30 TL dedi ve Anahtarı verdi. Ben parayı verdim. Oda 306 dedi. Dar bir koridordan geçtim. Odaya girdim. Koku ilk önce çarptı. Oda dayanılmaz şekilde kokuyordu moruk. Battaniye sapsarı, yastık sarının ötesinde. Sanki her gece birer hatıra emilmiş içine. Burası pansiyon değil; sabrın ve kokunun yurdu.


Odamda 3 kişi vardı. Her birinin hikâyesi, benimkinin üstüne toprak atar cinstendi. Moruk bu tarz yerlerde uyumak inanılmaz derecede zor, odada sürekli öksürükler, boğaz temizle, tuvalete kalkıp gelme, osurmalar, yan odadakilerin sesleri, Kadıköy olduğu için dışarda sürekli kavga, araba korna sesleri, polis siren sesleri asla eksik olmuyor, ancak gece 3-4 gibi herkes artık bitkin düşünce uyuyabiliyordun.

Farid vardı mesela 24 yaşında. Afganistan’dan kaçmış gelmiş. Kaç kere kaçtığını sormadım malum ülkeye girip girip çıkıyorlar hehehehe. Türkçesi zayıf, ama duygusu güçlü. Bir gece cebinden buruşturulmuş bir fotoğraf çıkardı. Annesi. “çok özledim,” dedi. Siktir git ülkene der gibi bir baktım ama bir şey deyemedim. Sonra sustu. Her gece o fotoğrafı yastığının altına koyuyor, sessizce uyuyordu. Uyuyabildiği zaman tabii.

Sonra İsmail Abi. 49 yaşında. Adana’dan gelmiş. Zamanında müteahhitmiş, işi batmış, karısı terk etmiş. “Ben sıva yaparken hayatım çatladı,” dedi bir gece. Gözlüğü kırık, ama hâlâ takıyor. Camı çatlak, hayatı gibi. “Her şey bulanık ama gereksiz detayları net görmüyorum artık,” diyordu.

Ve Mert. Yaşça bana yakın. Eskiden müzisyendi. Cihangir barlarında gitar çalardı. Pandemi geldi, barlar kapandı, sevgilisi terk etti, müzik sustu. Şimdi geceleri kulaklıkla boş odaya bakarak beat yapıyor. Bir gün “Yeni şarkının adı ne?” diye sordum. Gülümsedi:


“Bira içtim, yatağımı kaybettim.” bu şarkı ismide yine pansiyon paramı biraya verip bankta yattığım anımı anlatınca aklında canlanmış. Müzisyenlerin kafada iyi çalışıyor aq.


Tuvalet? Kapısı yok moruk menteşelerden kırılmış alıp kenara koymuşlar. Ciddiyim. Fiziksel olarak yok. İçeri girerken öksürüyorsun, içeride biri varsa "dolu" diye homurdanıyor. Koku dersen… anlatılacak gibi değil. Bok, çamaşır suyu ve umutsuzluk karışımı bir şey. Biri zaten o tuvalete girip çıkarken koku bildiğin bir karaktere bürünüyor ve saatlerce içeride oturuyor asla gitmiyor hehe.

Bir gece elimde kalan son 60 TL ile 3 kutu bira aldım. Pansiyona dönemedim tabii. Moda sahiline yürüdüm. Parkta bir banka uzandım. Gökyüzü açıktı. Kedi geldi, ayakkabımı kokladı, sonra yanıma uzandı. O an düşündüm: bu yaşadıklarımı bir yerden hatırlıyorum diye.


George Orwell Paris’te aç kalmış olabilir. Ama o Moda sahilinde banka uzanıp birayla yıldızlara bakmadı moruk.” zaten baksa bu ne soğuk aq derdi 

O gece uyandığımda üstüm çiğdi. Ama içim sıcaktı. Çünkü alışmıştım artık. Dibi gördüm. Dibi o kadar tanıdım ki, artık yerimi biliyordum. Bu şehir beni dövdü, ama sokakta da ayakta kalmayı öğretti.

Şimdi arkama dönüp bakınca, 2021 yılı bana hayatın şu gerçeklerini öğretti:


– Bulaşık deterjanı sabun değil, felsefedir.

– Ayak kokusu dayanışma yaratır.

– Bazen bira içmek, uyuyacak yatağını kaybettirir.

– mesela otobüse çingeneler binerde otobüsü iğrenç derecede bir koku kaplar ya ben o kokudan artık rahatsız olmuyorum moruk :) 


Farid hâlâ o fotoğrafla uyuyordur. İsmail Abi belki hâlâ Moda sahilinde yürüyordur. Mert belki hâlâ yeni şarkısını bitirememiştir. Ben mi? Hâlâ yaşıyorum moruk. Nispeten daha iyi bir şirketteyim, yanımda çalışan 8 kişi var. Arada gözümün tuttuğuna yaşadığım şeyleri tam anlatmadan biraz dolandırarak yol gösteriyorum. Her ne kadar Afgan yada Suriyelilerle aynı odada kalmış olsamda şuan bir duruşum var aq :)

yani moruk bazen hayat insanın önüne ne çıkarır hiç belli olmuyor. Birgün iyi bir iş birgün kötü bir iş. Bazende insan kendi düşüşüne izin vermelidir. Bu düşüşlerde neler yapabileceğini ve nasıl başa çıkacağını kendinde görebilmelidir ve ders çıkararak en güçlü şekilde geri dönmelisin


Selametle morukcum

24 Eylül 2022 Cumartesi

Küçükler içinde büyük olmak

Selam hacı

Uzun zamandır buralara pek uğramıyorum aslında uğrayamıyorum çünkü aşırı derecede yoğunum hacı. Yoğunluktan Ara sıra kafamın içinden siren sesleri duyduğum için bir boşluk bulup buraya gelmek imkansızlaşıyor. O yüzden buralara uğrayıp örümcek ağlarını temizlemeye gelemiyorum. Sizlere daha önce neden 'prospektus' nick name'i kullandığımı açıklamıştım. Eski taşakları yere sürten  okuyucularım bilir yeniler  gidip o yazıyı bir zahmet bulsunlar, beni uğraştırmayın. Okuyun aq.   Arka sıra dinle evladım, tebeşiri kafana fırlatırım bak. Biz hala kara tahta kullanıyoruz aq sikerim beyaz tahta kalemini şimdi.

Neyse gel hacım şöyle, yanaş la yemiyeceğiz seni hehehe, kendimi bildim bileli magazinsel olaylardan hep nefret etmişimdir. İşin en kötü tarafı benim haberim olmadan bu magazinsel olayların içine bir şekilde itilişim olmuştur. Lan oğlum siz salak mısınız,  ben ünlü falan değilim hatta genel olarak insanlardan nefret eden, topluma pek ayak uyduramayan sıradan bir insanım. Benim sosyal medyamda 35 takipçim var anasını satayım. Beni kendi televolenize sokmanız beni ancak güldürür. Burada olayın en önemli kısmını atlayıp bana soru sormak isteyen insanların taa anasını sikeyim. Benim hayat amacım asla küçükler içinde büyük olmak değil büyük içinde büyük olmaktır. O yüzden siz küçükler kendi aranızda televole oynamaya devam edin,

 İnsanların duruşundan dolayı bazen insanlara saygı duyarsın ama aslında o duruşunun arkasında mahalle dedikocusu bir karı olduğunu görünce yıkılırsın, televziyonda Esralı mügeli şeyleri izleyip üzülen insanları görünce sinirlenirsin, köpeğine aşkım bitanem diye seslenen amcayı görünce kahrolursun. Kafasının zehir gibi çalıştığını bildiğin arkadaşını işe alınmayışını duyunca avazım çıktığı kadar bağırıp küfürler yağdırmak istersin. Ticaret bilmeyen adamın 100 TL ye aldığı ürünü 60 TL ye sattığını ve adamın bak ben para kazanıyorum dediğini duyunca yığılırsın. Bre AMK salağı sen zarar ediyorsun demeye kendinde güç bulamayınca tiksinirsin. Taksicinin seni uzun yoldan götürmek için girdiği çabayı görünce hayıflanırsın.  Hayatta bu kadar boktan şey varken yanındaki insanlar senin başarını değil senin içinde dahi olmadığın magazinsel olayları konuşur. Dedim ya hacı asıl güç büyükler içinde büyük olmaktır. Küçüklerin büyüğü olanlar elinde tesbih ile bir köşede oturup yolda geçenleri izleyip dedikodu yaparlar ve siz bunlardan biri asla olmayın

Herşey siktiğim sosyal medyası ile başladı. Önce kapı komşumuzun ne kadar götlü bacaklı ve memeli olduğu fotoğraflara maruz kaldık. Pandemi ile birlikte işler iyice çığrından çıktı ve dayanılmaz boyutlara geldi. Önce pilava 4 kilo ketçap sıkan adamı izlettirdiler sonra evde aynısını yaptınız, kız arkasının suratına osuran adamı izlettirdiler aynısını evde yaptınız, babasını kafasına vurup suratına pasta fırlatan adamı izlettirdiler aynısını  evde yaptınız, Hadise'nin donunu izlettirdiler aynısını kapı komşunun kızına yaptınız, kocasına eve erkek attım şakası izlettirdiler aynısını evde yaptınız, kimin bu kocası yaptığınız, yaşlı başlı insanlara bok şakası yaptınız, vatan millet sayfası açıp çoluk çocuğa yürüdünüz. 

Elias canetti ye göre her insan sosyal bir topluluğa girence ya da o sosyal yapıda bulunan bireylerlerin onayını almak için, kendi benliğini bir kenara bırakıp o sosyal topluluğun maskesini takar. Böylelikle o maske sayesinde kabul görür. Bu maskenin gücünü gören birey artık her alanda ve her konuda çeşitli maskeler takarak hayatını rahat bir şekilde geçirir. Maske kullanıcısı ancak eve gittiğinde,  kendi ile başbaşa kalınca maskesin çıkartır der. Bunları farkında olup bu maske kullanıcıların toplum içinde süper iyi insan olarak görülmesini görmek volim kusmuğu etkisi yaratıyor. Volim midemi palavracı insanlar ise kafamı kusturuyor hacım.  Peki gerçekten toplum içinde kabul görmek bu kadar önemli mi? Değil hacım. Türk toplumunun inanılmaz derecede ahlak ve akıl çöküşü içine girdiğini ve bu çöküş devrim gibi değil evrim gibi yavaş yavaş gerçekleştiğini hepimiz anlıyoruz ama sadece seyretme kalıyoruz. Böyle topluluklara bir şey anlatmak neredeyse imkansızdır. 3 yıl önce söylemeye çekindiğimiz bir şeyi şimdi toplum içinde rahatlıkla söyleyebiliyoruz ve en boktan şey bile normal hale gelmiş durumda. Gerçekten böyle topluluklardan kaçmak mümkün mü? Hayır. Hâl böyle olunca, böyle iğrenç bir sosyal yapıya girmek istemiyorum ben. Zira böyle yapılara girince sürekli başım ağrıyor kaldıramıyorum hacı. Bu tarz küçük topluluklarda büyük olabilmek için harcanan çaba gerçekten değer mi? Cevabım yine hayır AMK. Tek önemli olan büyükler içinde büyük olmaktır.



Selametle











14 Eylül 2022 Çarşamba

İleri sar

 Merhaba arkadaşlar, benim adım Metin Demir.

Çocukken akrabalarım ve komşularım arasında “bu çocuk çok büyük adam olacak” diye sevilirdim. Bana soru soran kişiyi, soru sorduğuna pişman hâle getirirmişim. Hey gidi günler hey. Çocukken yaptığım akıl dolu ve kıvrak zekâlı cevaplarım aile konuşmalarında hâlâ konuşulur ve hep beraber eski günleri yâd ederek güleriz. Benim hakkımda yapılan öngörüler doğru çıkmadı çünkü büyük adam olamadım. Hayatım boyunca ilkeli ve dürüst olduğum için kaybettiğim doğrudur; çünkü çocukluktan çıkıp büyüme evresine geçiş dönemimde ailem ve akrabalarımla daha çok vakit geçirdim. Bundan dolayı üstün zekâ sınıfından çıkıp normal zekâ düzeyine indim. Bu akrabalardan sonra kitap okuma alışkanlığım bitti ve bunun yerine okulu bırakıp asgari ücrete sigortalı bir işe girdim. Çünkü ailem ve çevremdekiler bu hayattaki en önemli şeyin sigortalı bir iş olduğunu beynime kazımıştı daha o yaşlarda. Neden bunların dediğini yaptım ki…

23 yaşımda uzaktan akrabam olan ve iyi biri olduğunu düşündüğüm biriyle evlendirildim. Hayatımın büyük bir kısmını çalışarak ve doğacak çocukları büyütmekle geçirecektim. Bunların hepsine hazırlamıştım kendimi. Hem asgari ücretli, sigortalı bir işim de hazırdı artık. Bir yandan karımın isteklerine, diğer bir yandan okul okuyan bir kız bir erkek çocuğuma para yetiştirmekle geçecekti ömrüm. Sigortalı işimi ve sadece akrabalarını iş yerinde konum sahibi yapan işverenimi her şeye rağmen seviyordum. Bunlardan sonra çok şükür oğlum üniversiteyi 2. olarak bitirdi. Bunca emeğin karşılığını alma vakti geliyordu artık. Mezuniyet törenini görmenizi çok isterdim. Hep beraber şarkı söylemeleri, birbirlerine sarılmaları, birbirlerine gülümseyip “işte başardık” diye konuşmaları ve özellikle keplerin havada uçuşması olayını kesin görmeniz lazımdı ama elimde fotoğraf yok arkadaşlar. Daha doğrusu telefonumun kamerası bozuk olduğu için çekememiştim fotoğrafları.

İki yıllık işsizlikten sonra oğlumun geçen gün yaptığı iş görüşmesinden çok umutlu değildik fakat birbirimizi kandırarak umutlu gibi görünürdük. Üzgün ses tonuyla “bu sefer olacak baba” derdi ama kendi bile inanmazdı söylediğine. Yine geçen gün bu durumu düşünürken aslında oğlumun dereceyle okul bitirmesine gerek olmadığını fark ettim. Sadece ismini verebileceği bir vekil ya da üst düzey bir siyasetçi veya büyük bir patron ismi yeterliydi. Ama verebilecek bir ismimiz yoktu. Bizim zamanımızda “hamili kart sahibi yakınımdır” diye kartla dolaşanlar olurdu. Bu kartı taşıyanlar bir vekilin tanıdığı olduklarını belli eder ve hemen işe alınmak için patronlarına verirlerdi. Fakat o kartla işe girenler torpilini herkesten saklardı; torpille işe girmek, kafasının çalışmadığı ya da hak eden başka birinin hakkının yenmesi olarak algılanırdı. Şimdi ise herkes “benim torpilim senin torpilini siker” diye yarışa giriyor, birbiriyle kavga ediyor. Sahi ne ara bu duruma geldik? 2002 diye tahmin ediyorum ama bu konuyu konuşmak istemiyorum. Belki hepimizin oğlunun iş hakkı böyle elinden alınmıştı. Neyse… Hani size oğlum mezun olurken arkadaşlarıyla yaşadığı o mutlu günden bahsetmiştim ya, işte o mutluluğun yerini hüzün ve hayal kırıklığı almış durumda. Neyse ki oğlum Amerika’ya gidince eski mutluluğu geri geldi.

Bu aralar sosyal medyaya sardım arkadaşlar. Üst komşum Ayten buradan sürekli göğüs çatalı fotoğrafları atıyor. Altına “seninle evlenmek için her şeyi feda ederim” diye yazan tuhaf tipler var. Gerçeği söylemek gerekirse ben de bu fotoğraflara beğeni atıyorum fakat benim paylaştığım cuma mesajlarının hiçbirine beğeni atmıyor, bu duruma bazen çok alınıyorum ama yapacak bir şey yok. Aslında alınacak bir durum da kalmadı artık çünkü beni arkadaş listesinden çıkarmış aq.

Bir de karşı bina komşusunun oğlu var. Adı Berke gibi bir şey sanırım ama tam olarak hatırlamıyorum anasını satayım. Kendisi oğlumla aynı yaşta ve çocuklukları beraber geçti diyebilirim. Toktik diye bir uygulamadan kazandığı paraları göğsünü gere gere paylaşıyor ve kendisiyle muhteşem gurur duyuyor. Sokakta beni görünce “Meto amca naber yaaa” diye sesleniyor. Ben de içimden küfür ediyorum. Annesi ve babasıyla her karşılaşmamızda oğullarından başka bir şey konuşmuyorlar. Bir ara merakımdan Berke’nin bazı videolarını seyrettim ve utancımdan videoyu hemen kapattım. Benim niye utandığımı soracak olursanız buna cevap veremem. Herhalde geri kafalıyım ben. Sonra bir sigara yakıp oğlumu okutarak yanlış yapmış olabilirim düşüncesine kapıldım ama hemen kendime engel olup bu düşünceden hızla uzaklaştım.

Emekli maaşımı alınca bazen İstanbul’u geziyorum arkadaşlar. Aslında İstanbul’un sadece çalışmak için değil, gezilecek bir yer olduğunu da fark ettim. Ne kadar da tarihi yerlerimiz varmış. Tarihi yerlerimizde Türk insanını bulmak gerçekten zor; buralar başka ülkelerden gelmiş, Türk tarihini ya da Türkiye’de atalarından kalmış tarihi yerleri görmeye gelen genç turistlerle dolu. Yerebatan Sarnıcı gerçekten çok güzelmiş hehehew. Ama param çok dayanmıyor, hemen bitiveriyor.

Artık 60 yaşına geldim ben dostlar. Hep ileri ve uçuk kaçık şeyleri düşlerken ev, araba taksidine giren standart bir dallamaya dönüştüm. Ev taksitlerim iki ay önce bitti ama araba taksidimin bitmesine bir sene var. Bu ay Amerika’ya giden oğlumdan biraz borç para istemeyi düşünüyorum ama yapamıyorum. Oğlu da olsa insan utanıyor. Bu aralar bazen kahveye sarıyorum sanırım. Kahvedeki okey arkadaşım Hasan her seferinde “ahaaa okey bittim ben aqqqq” diyen tuhaf bir tip. Bir de Kazım var; o da gazetelerin magazin haberlerini okuyan, Hülya Avşar’ın kızına gözlerini fal taşı gibi açarak bakan sapığın biri. Kazım’ı bazen üst komşum Ayten’in fotoğraflarına bakarak iç çektiğini görüyorum ve bizim okeyci Hasan’dan Ayten’i nasıl anal sekse zorlarım diye ders almaya çalışıyor. Hasan da okey taşlarını dizerek, okey oynama taktiği anlatıyormuş gibi bir şeyler geveliyor, sonra gülüşüyorlar. Aslında Kazım çok ilerici biri. Netflix denen bir programın gençleri sapıklaştırdığını düşünüp böyle şeylerin örf ve adetlerimize ters düştüğünü söylüyor. Onlar konuşuyor, ben dinliyorum. Zamanı geri almak istiyorum.


2 Mart 2022 Çarşamba

Volim kusmuğu

 Selam hacı

Oooo buralar toz içinde kalmış. Şu penceleri açayım havalansın bari buralar. Hay amk ya yüzüme örümcek ağı yapıştı heh heh hee.

Uzun zamandır buraya gelmiyorum hacım. Sebebini soracak olursanız, söylerim ama çok uygun olmaz zira işimden kovulunca, piyasada da iş olmayınca mecbur diyip  bulaşıkçılığa başlamıştım. O dönem bir şeyler yazmayı denedim fakat günde 12 saat tabak yıkamaktan kollarımda derman kalmadığı için yazdığım yazı yarım kaldı. Tamamlamayı denedim ama o duyguları hissedemediğim için kalan devam yazım bok gibi oldu. Bende sikerim anasını diyip oracıkta bıraktım. İyi de yapmışım.

Eski okuyucularım bilir ben buraya bir şeyler yazarken asla düşünmem, bazen harf hatalarını bile düzeltme gereği duymam. Daha önceki yazılarımda bundan bahsetmiştim. Burası benim kafamı hunharca boşaltma yerim ve moralim bozuk olunca gelir buraya kusar giderim ve kustuklarımı incelemem. 

Dediğim gibi hacım yaklaşık 7 aydır bulaşık yıkıyorum. Paramparça oluyorum, ayaklarım ellerim yara bere içinde. Parçalarım sağa sola dağılmış bir kısmı koltuğun altına kaçmış diğer kısmı kirli tabakların içine. Bulup toparlayamıyorum. İçimdeki bir kaç damla gücü bir araya getiriyorum bir şeyler yapıyorum yine olmuyor. Çaresizliğe gömülüyorum. Sonra hırslanıp yeniden saldırıya geçiyorum sonra yine vazgeçiyorum. Arada bir manitacılık olaylarına girdim ondan da bir sikim olmadı. Zira kadın milletinin ne derece tuhaf varlıklar olduğunu söylemiştim. Kimse bana ilgi göstermiyor diye ağlayıp, ilgi gösterimce ben sıkıldım diyecek kadar enteresan varlıklar. Neyse bunları siktir edelim hiç kafamızı bulandırmayalım hacım.

Geçen gün arkadaşlarla bir şeyler içelim diye dışarıya çıktık. Ama yemin ediyorum bacaklarım tutmuyor. Ayağımın ağrısı o kadar büyük ki kendimi bulduğum ilk sandalye'ye atıyorum sürekli. Sonra ortamdan ve kendimi kaybetme istediğiyle önüme geleni içtim hacım. Bir noktadan sonra her şey kesit kesit gelmeye başlayınca aha tamam ben oldum  aq dedim. Kafamda yerini bulunca  kendimi oynarken buldum aq. Ki benim oynama olayım imkansıza yakın bişe. Zaten yıldız tilbe gibi oynadığıma yemin edebilirim. Hehehehe.. Ama oynarken bacaklarımın kopmak üzere olduğunu hissettim aldırmadım hacım. Günün 12-13 saatini ayakta molasız geçirince bunlar olabiliyor. Neyse Hoplamaya devam aq diyip eğlenmeme baktım. Arkadaşlara  hacılar;  bu kadar yeter  artık diyip mekandan çıktık. Kafam çok iyi  he ve keyfim yerinde gülüyorum amuğa koyim diyorum falan. İnsanlarla sohbet ediyorum ara ara :D  ve o an aklıma eski mahallemde oturan laz reşo adlı bir adam geldi aklıma. Adam ayıkken kimseye selam vermez ama 2 bira içtim mi önüne gelene sarılır, öper, sohbet ederdi. İşte o gün kendimi bu adam gibi hissettim anasını sikeyim. Mekan çıkışı yanımda bulanan ayı ali; tanıdık tekeli gaza getirip bana rica, minnet, yakarış ile volim adlı içkiyi içirdiler. Yeşil renk olanından. Şunu baştan söyleyeyim  o volimi icad edenin ustanın, o içkimsi şeye onay verenin, tadımını yapan, ruhsatını çıkaranın ve  satan herkesi tek tek götünden sikeyim. O lanet şey tüm gecemi iptal etmekle birlikte ertesi gün boş midemi 2 defa kusturmayı başarmış bir içkimsidir. Bir insan onu nasıl içer aq aklım almıyor. Sabah tadı her ağzıma geldiğinde kustum. Beraberinde karın ağrısı ve müthiş derece baş ağrısı getirdi. Volim içmeyin içirtmeyin hacılar. İçeni görürseniz ağzının ortasına 45 numara ayakkabınızla şöyle sağlam tekme atın ama emin olun hiç bir şey olmamış gibi kalkıp yoluna gidecektir. O alkolü içen avatardır, terminatördür. Hejeheh

Dedim ya uzun zamandır kendi  mesleğimden iş bulamadığım için bulaşık yıkıyorum diye. Bu işlerden yorulup, kendimi toparlayarak iş görüşmelerine başladım. Size daha önce şeffaf olmayan işi gücü politik doğruculuk ya da palavracı insanlardan uzak durmanızı uzın uzun anlatmıştım. Ve bu tip insanlardan gerçekten sıkıldığım için mesleğimi bıraktım. Cebimdeki son parayla simit hesabı yaparken  kol saatimi sattım. Kadıköy' ün en iğrenç pansiyonlarında afgan ve suriyeli mültecilerle aynı odayı paylaştım.  Tuvalet kapısı kırık, yastıkları sapsarı olan boktan pansiyonlar da horul horul uyudum.

Geçen gün orta büyüklükte bir şirket benimle iletişime geçti. Önce online görüşme sonrasında  uygun görülürsem 2. görüşmeye  hak kazanacaktım. Ee tabii ki görüşme olumlu geçti ve diğer müdürle görüşme imkanı buldum. Bu kadar boktan bir görüşme yapacağım aklımın ucundan bile geçmezdi. Kendimi en zor soruları hazırlarken -mail atmayı  biliyor musun? Gibi saçma,iğrenç bir soruyla karşılaştım. Cevap bile verirken kısık sesle evet diyebildim. Donup kaldım hacım. çalışanlar bu kadar mı kötü hale geldi. Görüşmemiz bitince işin olmadığını anladım hacılar. Anlamamak için salak olmak lazım zaten. Ve en önemlisi volim içmişken başıma gelen mide ağrısının aynısını yaşamaya başladım.

Neyse bunları kabullendim şirketi kafamdan sildim attım hacım. Midemdeki baskı ve sancıdan kurtulmuştum. Derken dün telefonuma gelen mail ile  karnımdaki sancılar yeniden başladı. Gelen mail ise şöyle

Merhaba bay x; sizinle yaptığımız görüşme bizim için gerçekten olumlu fakat başka aday ile devam etme kararı aldık. Sizin cv' nizi notlarıma kayıt ettim ve ilk ihtiyaçta ve başka pozisyonlarda sizinle hemen iletişime geçeceğim. (Tamamen palavra) şeffaflığa ihtiyaç duyuyorum bazen.

Karnımdaki sancılar 2 katına çıktı ve hemen kusma isteği duydum. Nasıl da özlememeşim ben bunları diye düşündüm aq. İnsanlar bulunduğu konum itibariyle bu kadar basit ve net şekilde yalan söylememeleri gerekiyor ama işte malzememiz bunlar. Sabah kalktığımda ağzımda yine volim tadı olduğunu hissettim ve kusma ihtiyacımı giderdim :D ama ne tuhaftır ki   o akşam volim içmedim sadece atılan iğrenç samimiyetsiz,palavra dolu mail ve konuşmalar geldi aklıma.  Ve hacım kafamda midem gibi tepki veriyor artık. Bu  tip olaylara volim muamelesi yapıp kusmamı sağlıyor. Gerçekten emin olun hacılar, aynı odayı paylaştığım afganlar, sifonu çalışmayan o izbe pansiyon bile midemi bu kadar bulandırmamıştı.

Selamatle  mahalle muhtarınız  :D








































15 Mayıs 2021 Cumartesi

Palavracı

 Selam hacı.

Geçen gün bloga bir şeyler yazmak istedim ama yazamadım hacı. Yazıp sildim yazıp sildim. Sonra fark ettim ki aslında yazacak bir şeyim yok bitmiş kalmamış. Bu nedenle bloga ‘ben artık bu blogu bırakıyorum’ minvalinde bir yazı yazdım ve büyük ihtimalle paylaşmayacağım zira şimdi baktım da o bile yarım kalmış aq. Size daha önce bahsetmiş olduğum gibi yazabilmem için moralimin acayip derecede kötü olması lazım. Ve bugün uzun aradan sonra o eksi veya berbat ötesi morale ulaşmış bulunuyorum. Hadi hayırlısı, arka sıra dinle evladım bir şeyler yazıyorum şuraya. :)

Herkesten bıkmış durumdayım, çevremdeki herkesin herşeye  at gözlükleriyle bakmalarından tiksinti geldi artık. Kaldıramıyorum hacı. Şimdi hayat öyle bir olay ki dünya’nın her yerinde hemen her alanda iş konusunda palavracı adam palavlarıyla bir yerlere gelebiliyor ve bu duruma her yerde rastlayabiliyoruz.  Bu palavracı adamlar hayatlarında çok önemli resmen altın değerinde bir olay keşfettiler abi. Palavralarını insanlara satarak statü ve duruş sahibi olmak. Hayatı bu kadar basit, engelsiz ve sadece abartılı konuşarak elde ettikleri bir durum  haline getirdiler hacı. Bu adamlar genellikle elinde tesbih, sol kolunda kafam kadar parlak saat taşıyan, R harfine vurgu yapan, telefonda konuşurken burun çeken, sizin 2 cümlenize cevap olarak -bu gözler neler görrrdü haa biliyonmu? diyen tiplerdir. Bir de bu tiplerin beyaz yaka olanları var. Onlarda, özellikle iş yerlerinde olan, sen bizim için vazgeçilmezsin, senin yerin doldurulamaz, senin için elimden geleni yaptım ama olmadı, sen olduğun için içim gerçekten çok rahat, sana güveniyorum, seni düşünüyorduk bu pozisyona diyen patron veya yönetici olan kişilerdir. Şimdi bu adamların hayatları boyunca satmış oldukları bu palavraları sorgusuz sualsiz kabul eden veya bu yalanlara alkış tutan salaklar var ya hah işte bu salaklar yüzünden bizim sürekli başımız ya belaya giriyor ya da bu adamların o saçma salak palavralarına maruz kalıyoruz. Bu palavracı adamların önde bayrak filama sallayanları ise televizyonlarda görmüş olduğunuz takım elbiseli siyasiler, kafasında sarık olan din adamları, Amerika’da eğitim aldığını söyleyen yaşam koçları, kibar ve hafif kırıkça konuşan astrologlar ve bilirkişi olduğunu iddia eden enteresan ve gereksiz tiplerdir. Sırf oy için size din,ahlak, namus kavramı ve paralarınızı almak için türlü türlü palavralar satan kişilerdir bunlar. Algılarımızı açmak lazım hacım.

İşyerinde o palavracı adamlarla yaşamak benim için olağan bir durum olmuş hacı. Sadece benim değil sizlerin de bu kişiler ile iç içe olduğunuzu biliyorum. Size de geçmiş olsun ne diyim şimdi ben aq. Şimdi siz bana işyerlerinde olan olayı politik doğruculuk olarak ya da profesyonellik olarak savunacaksınız ama ben bunu asla kabul etmem, ettiremezsiniz hacı. Çünkü benim gözümde politik doğruculuk palavradır, profesyonellik ise yine palavradan ego kasmaktır. Benim için olayların ya da düşüncelerin ucu palavraya çıkıyorsa o benim gözümde tamamen palavradır. Sikicem bu palavra olayını diyorsunuz ama gelin görün ki haklıyım. Göte göt demeyen bütün sistem, tarz, hareket benim için palavradır hacım. Net olmayı bir deneseler keşke. Ve bugün sivil hayatımda o palavracı adamlarla istemeye istemeye karşı karşıya geldim tabii ki moralim sıfıra indi. Etkisinden çıkamıyorum aq. Kullandığım cümlelere karşı ‘ben neler gördüm ha, bizim çocukların başına neler geldi ha, sana ne anlatıyorum ha’ oldu. Hepi topu konuştuğum 2 cümleye resmen köpek gibi pişman oldum. Konu ise küçük bir yatırım hacım. Ha kripto falan değil işim olmaz öyle işlerle. Eğer ki sizlere yukarıda  tarif ettiğim palavracı adamlardan birine denk gelirseniz abi benim acil eve gitmem lazım diyip hızlıca topuklarınız götünüze vura vura kaçın. Ve siz hacılar hayatınız boyunca palavra satan adam olmamaya çalışın. Kendinizi seviyor ve hevesiniz kırılmasın istiyorsanız aklınızın bir köşesinde bulunsun  ve bu tip adamlardan uzak durum diye size yazmak istedim. Koruyun kendinizi abi.

 Palavracı olmaya gerek yok. Bu gözler bir sikim görmedi moruk diyin zaten önemli olan benim değil sizin ne gördüğünüzdür diyin. Benim hıyarlığım yüzünden başıma bir bok geldi diye aynı şey sizin başınıza gelicek diye bir şey yok diyin, seni bu işte başarılı olamamış adamlarla aynı kefeye koyamam senin farklı fikirlerin vardır diyin. Ya da seni aramayacağız hacı, senin yapacağın işi sikiyim, senin yerin doldurulur ve sana ihtiyacımız yok diyin. Seni bu pozisyona düşünmedik hiç diyin. Emin olun bu söylediklerimi yaparsanız gıcık ama dürüst adam olursunuz ama asla palavracı adam olmazsınız. Selametle babuş ben sigaraya gider.

5 Mart 2021 Cuma

Seçmeli hayatlar

 Selam hacı.

Dünya’ya gözlerine aç; aileni, dinini, dilini, ırkını, ten rengini ve hatta huylarını seçme şansın yok ama;

Okula git iyi bir arkadaş seç, dersleri ve ödevleri zamanında yapmayı seç, beden hocasına iyi bir futbolcu olduğunu göstermeyi seç, iyi bir liseye gitmek için günde 300 test çözmeyi seç, lisede yeni tanıştığın kişilerden en iyisi olan kişiyi seç, lise bitince ‘aman sürekli toplanalım’ demeyi seç, lise bitince banane ne toplanıcaz aq demeyi seç, üniversite hocalarından en gıcığı olan Abdullah hoca ile iyi geçinmeyi seç, iyi geçinmezsen seni sınıfta bırakacağı seçeneğini düşün ve bu seçeneklerden birini seç aq, iyi bir kız arkadaş seç, İnstagram’dan iyi poz verdiğin ve yüzlerce beğeni alabilecek fotoğrafı tespit edip paylaşmayı seç, götlü ve memeli kızların fotoğraflarına beğeni atmayı seç, Twitter’da komikli paylaşım yapmayı seç, okul bitince; iyi bir iş seç, kaknem suratlı iş arkadaşınla iyi geçinmeyi seç, o olmadı oturduğun o boktan koltuktan gariban insanları ezmeyi seç,  sabah tıka basa dolu otobüse binmeyi seç, otobüse tüm ülkeyi kurtarmış gibi bir egoyla ve üstü başı dağınık inşaat işçisini hor görmeyi seç, dolu otobüslerden sıkılıp bir motorsiklet almayı karar vermen ama pahalılıktan alamamayı kabul etmeyi seç, aman ali rıza bey ağzımızın tadı kaçmasın düşüncesiyle patronun her cümlesine siz haklısınız demeyi seç, sırtındaki bir ton yükten dolayı işten istifa edememeyi seç, işyerinde yatıp patronu görünce çok çalışıyormuş gibi görünmeyi seç, adil olmayıp adilmiş gibi görünmeyi seç, ince belli güzel bir kız seç, huylarını öğrenmeyi seç, nelerden hoşlandığını öğrenmeyi seç, tanışma yıl dönümünü unutmamak için not almayı seç,

Kız kulesinde sokuk bir şekilde evlenme teklif etmeyi seç, boktan bir daire seç, soktuğumun köşesine salak bir L koltuk seç, bu L koltuk istediğim gibi olmamış diyen karının dırdırını kabullenmeyi seç, yumuşak ve sırt ağrılarına iyi geldiğini düşündüğün sikik bir yatak seç, kapının girişine küçük sevimli bir kilim almayı seç, sürekli bozulacak olan ama dünya para vereceğin beyaz eşyayı seç, ultra hd  görüntülü büyükçe bir televizyon seç, ben hazırım aq deyip çocuk yapmayı seç, altına eden veletin kıçına prima marka bebek bezi almayı seç, anne sütü 6 ay çooooğğ önemli demeyi seç, nasıl baba olunur adlı salak ve aptal kitapları okumayı seç, okul masraflarını ödemeyi seç, karının ailesi ile iyi geçinmeyi seç, kiradan sıkılıp ev taksidine girmeyi seç, araba taksidine girmeyi seç, taksitleri ödeyemeyip hapis yatmayı seç, soktuğumun 4 büyük spor klübünden birini seç, kıçını özel selpak ile silen siyasilerden birini seç, siyasiler için kapı kapı dolaşıp oy istemeyi seç, ben size oy topladım siz de bana biraz para yardımı yapın demeyi seç, emekliliğin gelince kahvede ‘ahaaaa okey bittim ben aq’ demeyi seç, gazetelerin spor ve magazin sayfalarını okumayı seç, yine kahvede ülke nasıl kurtarılır adlı tartışmaya girmeyi seç, sağlam girip hasta çıkacağın boktan bir hastane seç, en sonunda bir huzur evinde kıçına bağladıkları yetişkin bezine sıçmayı seç, sonra allahım canımı al diye dua etmeyi seç, bari mezarım güzel olsun diye kefen paranı biriktirmeyi seç, finalde dünya para verip aldığın toprağın içine gömülmeyi seç. 

Bunları okuduktan sonra bana küfür etmeyi seçtiğini biliyorum zira sen ancak böyle bok şeyleri seçersin.

Şimdi siz Seçin daha çok daha çok seçin. Bir gün hiç ölmeyecekmiş gibi doyumsuz şekilde seçmeye devam edin. Ama asla insan olmayı seçmeyin, insanca seçim yapana yukarıdan bakmaya devam edin. Selametle.

23 Ocak 2021 Cumartesi

Politik doğruculuk

 Selam hacı . Bugün yine her zamanki gibi canım çok sıkkın. Bu sıkkınlık nedeni ile yine buraya geldim. Burayı tilkinin dönüp dolaştığı kürkçü dükkanı gibi hissediyorum amına koyim. Ne zaman canımı sıksalar elime telefonu alıp hemen bloğa giriyorum. İşte tam bu ateşli zamanı yakalarsam ortalığın içinden geçiyorum. Zira sakinleştiğim zaman yazma yeteneğimi kaybediyorum. Bu nasıl bir huydur anasını satayım ya anlayamıyorum. Arada sigara molası verdiğime göre devam edebiliriz. 

Hacı bu politik doğruculuk olayı var ya bu kelimeye ve kullanımına acayip uyuz oluyorum amına koyim. Uyuz olmak bir kenarda dursun, bizim türk insanı bu siktiğimin kelimesini günlük hayatında öyle yerlerde kullanıyorlar ki, duyduğum anda küfür etmeye başlıyorum. Bu durumu nasıl izah edeceğimi bilmiyorum açıkcası, dün akşam bu yazıyı yazarken uykum geldiği için yarıda bıraktım, sinirim geçmiş işte yazamıyorum aq.  Şimdi hacı bu politik doğruculuk olayını siyasilerin değil de günlük yaşamımızda kullanılan yerlerine değineceğim ve arada yine küfür edeceğim. Bu durum diyor ki; karşınızdaki insanları kırmamak için lafı yumuşatıp söyleyin o nasıl olsa anlar. Lan  ben şimdi göte göt diyemeyeceğim mi? Diyemeyeceksem sikerim böyle işi. Savundukları olaya bakın hele. Neyse hacı bizim millet bu durumu artık başka boyutlara taşımış durumda, işyerinde  yanlış bir şey yaptığınız zaman size,  amaaan bu tarz şeyler olabilir diyip sonra siz yokken size amına kodumun dallaması şeklinde küfür edilir. Diğer bir tarafta iş görüşmelerinde sizi arayacağız tarzında bir boklar gevelenir, gerçeğinde senin ben cv’ ne sokayımdır. Yani işler  politik doğruculuktan yalancılığa evrilir. Eğer karşınızda bu tarz bir insan varsa her türlü kötülüğü bekleyip, arkanızı kollamanızın faydası olacaktır. Aksi takdirde bu kişiler sizin en ufak hatanızı bekleyecektir ve hemen olur öyle yaaaaa  hiç takma kafana tarzında size göstermelik destek vereceklerdir. Sorasını biliyorsunuz. Hhehee

Geçen gün okuduğum bir fıkrayı size anlatayım hacı, politik doğruculuk denen saçmalığın aslında lafı gevelemek ve direk yalancılıkla bağlantılı olduğunu bizzat görelim. Şimdi temel Amerika’da otobüs şöförlüğü yapıyor. Otobüste zencilerle beyazlar arasıda ön koltukta biz oturacağız kavgası yaşanıyor. Temel de bu durumdan hiç memnun değil ve çözüm arıyor kendince. Biraz düşündükten sonra herkesi otobüsten indirip sıraya diziyor. Okul müdürü edasıyla karşılarına geçip; bundan sonra hepimiz kardeşiz ve hepimizin rengi bundan sonra artık yeşil olacak diyor. Yolcular kabul ediyor ve temel otobüsü bindikten sonra yolculara  binmesini söylüyor. Sonra temel kafasını çevirip açık yeşiller öne otursun diye anons yapıyor. Hacı şimdi bu fıkradan yola çıkarsak benim yine küfür etmem gerekiyor ama etmeyeceğim. Bugün küfür kotamı doldurdum.

Bakın canlarım, ben size gidip direk insanların suratlarına küfür edin demiyorum. Politik doğrucu olmayan insanların %90 nı hödüktür şeklinde yorum yapan insanlara sövebilirsiniz. Sıralı ve seri küfür olursa bundan mutluluk duyarım. Bir olay yaşanırken karşınızdaki insana lafı gevelemeden ve en uygun şekilde anlatmamız lazım. Hayatta ne kadar şeffaf olursanız insanlar tarafından sevilmeme oranınız artacaktır fakat insan kalmanın tek yolu bu. Kaşarlı okuyucularım, benim için önemli olan tek şeyin insanlık olduğunu bilirler. İşyerlerinizde yükselmek için yalana ihtiyacınız yok. İnsanlara lafı gevelemenize gerek yok. Ali cengiz olaylarına girmenize gerek yok. Sadece şeffaf olun yeter hacılar. Zira ölümün ne zaman ne saat geleceğini kimse bilemez. İnsanca kalın, selametle. Yazı da düzeltme yapmağacağım banane aq.


9 Ocak 2021 Cumartesi

Asgari ücret

Selam hacı. Son zamanlar da beni rahatsız eden ve sürekli her yerde karşıma çıkan, otobüste, yolda, kahvede büyük tartışma konusu olan asgari ücret zammı. Asgari ücret o kadar boktan bir şey ki nerdeyse hiç bir kesim memnun olmuyor. Ben bu noktada tabii ki işçinin yanındayım. İşveren nasıl 500 tl zam gelir ya derken işçiler yetmez diyorlar zira işçiler tam olarak haklılar. Bir tarafta enflasyon yüzünden sadece karnını doyurmak için hayat mücadelesi verenler diğer tarafta arabasının günlük masrafını işçiye vermek istemeyen, her gün havyar yiyemeceği için üzülen patronlar. Benim düşünceme göre asgari ücret 3.000 tl nin altında olmamalı. İnsan hayatı bu kadar değersiz görülmemeli. Aranızda; işveren para kazanamıyor bu parayı nasıl verecek yaaaaaa tarzında salakça ve aptalca yorum yapacak olanları şimdiden siklemediğimi bildirmek istiyorum. O para kazanamıyor dediğiniz işverenlerin evinin arabasının ve karısının ve oğlunun ve kızının arabasını olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz.

Bak hacı, diğer gelişmiş ülkelerde hatta dünya’ nın diğer bütün ülkelerinde asgari ücret sadece göstermelik bir ücrettir. Yani göstermelik olan bu ücretin altında para verme üstünde ne kadar vereceğin sana kalmış diyor diğer ülkeler. Bizim türk işverenler bunu fırsat bilip çalışanların resmen hayatına tecavüz ediyorlar.  İşverenler; asgari ücret 2.000 tl kalsın sabah akşam çalıştırayım çorap alırken bile 5 defa düşünsün, sigortayı 1 yıl sonra yapacağımı söylüyeyim 1 yıl dolunca kovar arta kalan parayla oğluma jip alırım diye düşünüyorlar. Bunu kabul etmek veya göz yummak yavşaklıktır.  Aksini iddia eden göt lalesidir.

Şans eseri iyi ve zengin bir ailede hayata gözlerini açan, bu şansı kullanarak bizim kapısında bile geçemeyeceğimiz okullara para basıp giden, hayatında hiç bir zorluk çekmemiş, en ufak tıkanmada parasını gösteren, canı sıkılınca hafta sonu paris’te kahvaltı yapan,  para ile satın aldıkları güçleriyle bir şirketin koltuğuna oturup, yediği öğlen yemeği bile işcinin 10 günlük alın terine denk gelen adamların asgari ücret çok olmuş  yaaaaaa diye sızlanması beni açıkça delirtiyor. Bak sayın işveren şans eseri iyi bir ailede doğdun ve gününü gün ettin sen ve bir şansızlık ile aşağıladığın işçiyle aynı duruma düşersin hayatın sikilir benden söylemesi. Hayat bu canım,  düşeni önce domaltma pozisyonuna getirip öyle sikiyorlar bu ülkede. Hiç boşuna sövme şimdi bana, hadi gidip oğluma jip alalım belki keyfin yerine gelir. Şimdi geliyorum sana az bekle.

Sen gidi, 25.000 tl lik laptopun dan Twitteri açıp asgari ücret çok olmuş diye ağladıktan sonra escorta 1000 tl para veren yavşak seni, seni gidi araba kapılarını beğenmedi diye 500 bin tl lik yeni araba alan göt evladı seni.  Seni gidi, yurt dışı tatillerine 40 bin tl harcayıp işçinin 500 tl ne çok diyen gezinti orospu çocuğu seni. Seni gidi kendini süper iyilik meleği olarak gösterip 500 tl nin hesabını yaparken sabaha kadar uyumayan vicdansız pezevenk seni. Sen nesin aq ya. İşçinin dökük evde oturduğunu görüp o nasıl ev daha iyi bir yere taşınmalısın diye akıl verecek kadar cahil ve dangalak olan dalyarrak seni.

Devlet sana destek verdi gittin avm diktin, gittin çürük bina dikip yüzlerce insanın ölmesine neden oldun. Gittin ağaç kesip villa yaptın, villa’da spor yaparken insanları aşağıladın. Sabah kahvaltısına 2.000 tl para harcadın. Bunları yaparken sayesinde zengin olduğun işçilerinin üç kuruşluk maaşlarına göz diktin. Senin ben vicdandan yoksun kalbinin kalp kapakçıklarını sikeyim. Yaptığın tek iş, bu ülkenin cari açıkla beraber en büyük sorunu olan ithalatı fırlatmak zira sen üretmeyen, üretecek kapasitesi olmayan para avcısı bir mal değneğisin. Sana yapılan destekler çiftçiye verilseydi neler olacağını sen bile tahmin edemezsin. Senin ben aq

Çok değerli işçi kardeşim, sabah 6’ da uyanıp dünya kadar yol çektikten işini gelip hayat mücadelesinde hayatını kazanmaya çalışan arkadaşlarım ve abilerim ve ablalarım, sizin başınızdaki adamlar sizden zeki veya sizden bilgileri değiller, onlar sadece para basıp koltuk  satın alan sıradan insanlardır. Onların elinden parasını al yemin ediyorum asgari ücret bile kazanamaz, evde yatıp karısının parasını yiyen sıradan dalyaraklara dönüşürler. Şunları abartmayı kesin, onların hakkında bir şeyler konuşurken aman böyle zeki aman tecrübeli gibi yakıştırmalarda bulunmayın. Bu kadar yazıdan sonra umarım küçük esnaftan bahsetmediğimi anlamışsınızdır umarım. Selametle

9 Kasım 2020 Pazartesi

Dünya cehennemi

 Yazarlarla ilgili bir yazı okudum geçen gün. Çoğunun çocukluğunda ciddi problemler yaşadığı, bu problemlerle büyüyen insanların daha iyi yazabildiği anlatılıyordu. Kısaca, yazarlar mutsuz insanlardır diyordu yazı.

Geçen gün bloga bir şeyler yazmak istedim ama yazamadım. “Benden bu kadar galiba” dedim kendi kendime. Bugün ise moralim o kadar bozuk ki, yazmadan duramadım. Fark ettim ki ben gerçekten mutsuzken daha verimli yazıyorum. İlham perilerim ne zaman canım sıkılsa ortaya çıkıyor. Okuduğum yazının aslında içgüdüsel bir tespit olduğunu şimdi anlıyorum. Sikerim hayal gücünü; kelimeleri doğru yerde kullanmak için bana sadece moral bozukluğu lazım.


Yaşamdan haz alamıyorum artık. Her yere para yetiştirmekten yoruldum. İnsanların adımı kullanarak bana seslenmelerini duymak istemiyorum. Kimsenin beni tanımadığı, adımı bilmediği bir yerde olmak istiyorum. Onlar için ben “kim bu sik kafalı”, benim için onlar “ne bakıyorsunuz amına koyduğum dalyarrakları” olsun istiyorum. Hiçbir boktan keyif almıyorum. Hayat sıçmak kadar pis ve gereksiz geliyor ama tıpkı bir ihtiyaç gibi bunu yaşamaya mecbur kalmak kaldıramayacağım bir ağırlık.


Sürekli birilerinin yanında olmak ama kim oldukları fark etmeksizin kimsenin “bir şeyin var mı” diye sormaması… Kendimi yüksek bir yerden düşüp yere saçılmış bir bozuk para kumbarası gibi hissediyorum. Her yere dağılmışım, parça pinçik olmuşum. Bu parçaları tek tek bulup onarmak insana ne kadar ağır geliyormuş meğer. Bıkkınlık hacı.


İnsanlardan kurtulmak istiyorum. Gözün açıkken hiçbir ışığı görmediğin oldu mu hiç? Ya da “ben bu çivisini siktiğim dünyanın içine sıçtığım bu yerinde ne yapıyorum” diye sordun mu kendine? Bu soruları sormaya başladığın an hayat boka sarıyor. Psikolojin bozuluyor, boğuluyorsun. Boğulmayayım diye psikoloğa gidiyorsun ama bu sefer bozulduğunu daha net görüyorsun. O yüzden kendinizi idareli harcayın.


Bazı arkadaşlardan tavsiyeler geliyor. En azından değer verdiğiniz için teşekkür ederim ama asıl meseleyi anlayamamanıza üzülüyorum. Ben buraya bir şeyler yazarken günlerce “acaba ne yazsam beğenirler” diye düşünmek istemiyorum. Uzunluk, kısalık umurumda değil. Sadece o an kafamdan geçenleri buraya dökmek istiyorum. Derdim beğenilmek değil, kafamı rahatlatmak.


Uzun zamandır içki içmiyorum. Canım istemediği için alkolü aramadım hiç. Ama bu sefer öyle bir içme isteği var ki, eskisi gibi evin yolunu bulamayacak hale gelmek istiyorum. Bankta uyuyacak kadar dağılmak. Kafam o kadar karışsın ki elimdeki telefonu kaybettim sanayım.


Hep düşünürüm; bazı insanlar bazı insanlar için bu hayattaki cehennemdir. Babasının cebinden para çalıp evi terk eden kız babasının cehennemidir. Arabayla birine çarpan adam için o araba, o yol cehennemdir. Ailesini dinlemeyip torbacı kılıklı heriflere kaçan, sonra çocuk yapıp kapı önüne konan kız için evlendiği adam cehennemdir. O çocuk da huy olarak babasına çekerse cehennem plus olur. Hayat bu kadar sert ve acımasız.


Benim cehennemim herkese yetmeye çalışmak. Kimseyi memnun edememek. Bunun sonucunda tükenmek ve hâlâ “sen bize bir şeyler daha kat” diyen insanlar.


Senin cehennemin ne peki?


Selametle.

23 Ekim 2020 Cuma

Onlara göre ve bize göre

 Selam hacı

Hükümetlere göre kandırılması gereken birer potansiyel  oysunuz, terörle mücadale için potansiyel birer teröristsiniz, patronlar için sömürülmesi ve hakkının yasalarca gasp edilmesi icabında yerde tekmelenmesi gereken sıradan bir emekçisiniz. Dünya sağlık örgütü ve hastaneler için iyileşmemesi gereken birer müşterisiniz. Taksici için ‘para var bunda uzun yoldan çakayım şuna! denilen yolunacak kazsınız. Minibüs şöförleri için indi bindi yapacak 3,50 tl’ siniz. Erkek arkadaşınız için şununla bi sevişeyim sonra postalarım, kız arkadaşınız için şuna bir şeyler  aldırayım keriz parası yemek sevaptır hem vericeğimi düşünsün denilen salak bir kerizsiniz. Yine patronlar için her an onun malına göz dikebilecek potansiyel birer hırsızsınız. Para Ali ağaoğlu için elinin kiri Angaralı için 5 lira versene la ammına goyim’dir. Cococola için birer kola içici, eskortlar için parayla kendi parasını siken birer gerizekalısınız. Otobüste sizden kaçan insanlar için potansiyel birer koronalısınız. Avm güvenlikleri için cebinde kerpeten taşıyan ürünlerin alarmlarını kesmeye çalışacak olan birer fikirtepelisiniz. Avm tuvaletlerinde çalışan tuvaletçi için birer sıçan ve işeyen ayaklı tuvaletsiniz. Bakkal için parası olduğunda süpermarkete giden parası olmadığında veresiye istemeye gelen birer sefil  yalancısınız. Akp’li seçmenler için potansiyel birer vatan hainisiniz. Korona;  insanlar için asla yakalanmaması gereken hastalık fakat hastaneler ve maske üreticileri için büyük gelir kaynağı olup  uzun süre bitmemesi temenni edilen nakit akışlı paradır. Eğitim öğrenciler için en temel ihtiyaç olup sisteme tam biat eden öğretmenler için topluma  tam uyumu sağlanması gereken uçuk fikirlerden arındırılması gereken birer robotlar çocuklardır. Şifacı hocalar için birer şişme bebek niteliğinde sex ürünüsünüz.

Halk için hükümet kurtarıcı olarak görülür, patron her noktada en iyisini bilen olarak görülür, taksi en hızlı yolculuk olarak görülür, Ali ağaoğlu 100 tl nin üzerine imza atan adam olarak görülür, minibüsçü ‘adam ekmeğinin peşinden koşuyor, o yüzden böyleler’ olarak algılanır. Dünya sağlık örgütü ve hastanelerin sizi gördüğünün aksine insanlar tarafından şifa yuvası olarak görülür. Sevgili, aşk insanı veya romantizmin merkezi olarak benimsenir. Akp dünya’ya kafa tutan parti olarak görülür. Şifacı hoca penisinden nur akıyormuş olarak görülür ve o nurdan payını almak olarak benimsenir(ööğğğ) . Ama bunların hiçbiri gerçek değildir. Kendinizi kandırma gerek yok hacılar.

Bizler insanların gözünde tam olarak buyuz. Bu gerçeği görmemezlikten gelen ya da göremeyecek kadar kendini büyük zanneden salakların varlıklarına katlanamıyorum artık hacı. Toplum içindeki bireylerin hepsi farkındalık denen olayı yaşamadıkça hep böyle bok kalacağız. Fakat farkındalık bir lanettir.  Bu arada teknosa ve boyner'in anasını sikiyim. 


27 Eylül 2020 Pazar

Son

 Selam hacı. Bugün ruh halim yine hiç iyi değil. Dün yazmış olduğum yazıda yaşadığım durumdan dolayı kendimi sürekli boktan şeylerle ve buraya yazarak meşgul etmeye çalışıyorum. Çünkü saçma sapan meşgale bulunca düşünmüyorum fakat işler bitince yine kafamda aynı anda 25 tane düşünce dolaşabiliyor. Dün yazmış olduğum yazı bağlamında düşmemek için kendimi zorluyorum ama kendimi kandıramıyorum. 

Mesela herkesin ağzının suyu akarak baktığı adriana lima bir gün ölecek, herkes tarafından önünde saygıyla eğilen patronda ölecek. Ya da sokakta kaldırım taşında yatan evsizde ölecek, trump amca da ölecek. Yani kim olursan ol hangi vasıfa sahip olursan ol öleceksin. Dünya yaşamı herkese adil davranmıyor. Yaşanılan hayatlar arasında ne kadar fark olursa olsun yaşamın sonu herkese adil davranır ve sonuç topraktır. İnsanların bu kadar açık ve net olan şeyi bilmelerine rağmen nasıl bu kadar vurdumduymaz olabiliyorlar kafama bir türlü anlatamıyorum bu olayı ve bu ölüm denen şey her an bulabilir seni. Bir deprem olabilir ya da araba çarpabilir ya da yediğin yemek boğazına takılabilir ya da kafana cam düşebilir ve her an ölebilirsin. Bu gerçeğe rağmen önüne geleni kırmak ya da ölmek derecesinde paraya bu kadar dağer vermek neden peki. Zira bunlardan biri başına geldiğinde o paraların ya da mevkinin hiç bir önemi kalmıyor. Sonrasında kıçına tıkılan pamukla iş bitiyor. Biribirinizi kırmayın hacılar 3,5 dakikalık zevkler için hayatınızı boka sürüklemeyin ve kendinizi üzmeyin.

Sonra çocukluğum geliyor aklıma. Bulunduğum mahalle orta alt sınıfa mensup ailelerin olduğu bir yerdi. Akşam herkes sokağa dökülürdü ve birbirinden komik anılar anlatılır akşam çok keyifli geçerdi. Gece 1  de akp il baskanı seni çağırıyor diye kandırdığımız abinin sakal tıraşı olmuş ve takım elbise ile sokağa indiğini hiç unutamıyorum mesela .Telefonun yeni yeni kullanılmaya başladığı dönemlerde gece birbirimize çağrı atardık çünkü o dönemlerde kontör  değerliydi aramayazdık sadece çaldır kapat yaparak haberleşirdik. Gece toplanıp ağaçlara dalardık. Ya da serin bir bayram sabahı üstümde kırmızı kazağımla teneke kutunun içinde yaktığımız ateşle ısınmaya çalıştığımız o an geliyor aklıma. Kışın kale inşa edip kartopu savaşları yaptığımız anlar. Frenleri patlak bisikletimle yokuş aşağı hızla inerken çöp kutusuna sert şekilde çarpıp tıpkı basketbol topu gibi havalanıp içine düştüğüm anlar. Okuldan gelir gelmez internet kafeye koşup msn den kızlarla kur yaptığım o dönemler. Mahallenin ücra köşelerine girip gizlice sigara içme zamanları. Hepsi gerise kaldı hacı. Dolu dolu geçen çocukluğun üstüne gelen çekilmez anlayışsız insanlarla dolu sürekli birinin senden bir şey beklediği, o beklenilen işi en iyi şekilde yapmana rağmen  hep kötü ve değersizin sen olduğunu, sırf birilerinin tanıdığı diye yaptığı hiç birşeye bile övgü alan o  insanlar ve sana insan gözüyle değilde avatarmışsın gibi davranan insanlarla çevrili saçma sapan gençlik dönemi. 

Ben askerden geldikten sonra bir kızla tanışmıştım hacı. Kız iyi güzel hoş hatundu ama tuhaf hareketleri vardı. Beni bırakıp gittiğinde  hem de sebepsiz yere, kendimi çok paralamıştım. O durum ile şu an ki durumumu karşılaştırıyorum hacı. Şu an yaşadığım süreç çok boktan bir süreç. Resmen kendi bedenim bana zindan gibi geliyor. Sanki sırtıma bağlı iplerle 50 kiloluk  kum torbaları taşıyormuşum gibime geliyor. Sıkıldım hacı ama buraya yazmak bana iyi geliyor. Geçenlerde biri bana yazmış  ve demiş ki; iyi hoş yazıyorsun ama okunma sayın çok az. Bak hacı benim amacım burda like toplamak veya birilerinin iltifatını almak değil gram sikimde olmaz. Ben sadece kafamdaki boklardan ya da yaşadığım süreçlerden kurtulmak için yazıyorum. Hatta o kadar üşengecim ki yazdığım şeyleri kontrol etmeden paylaşıyorum yazıyı. O yüzden arada unutulan harf falan görebilirsiniz çokta sallamayın. Toparlıyorum galiba. Selametle

19 Haziran 2020 Cuma

Liyakat

Selam hacı. Bu ülkede o kadar çok şey gördüm ki artık vicdanım kaldırmıyor. Umudum da çok önceden tükenmişti zaten. Sen hayatının büyük bir bölümünü okuyarak geçirirsin ve mezun olduğunda yaşayacağın ilk duygu hüsran olacaktır. Bu duyguyu tatmaya mecbursun. Burada senin tek eksikliğin tanıdığın bir vekil yakının olmamasıdır. Hayatının bu dönemlerinde yapacağın bütün emekler çöpe gidecek, kafayı yeme noktasına geliceksin. Buda toplam 16 senenin yok olması demektir hacı. Herşeye rağmen son bir gayret kpss ye girersin 78 puan alırsın yine seçilmezsin ve ipleri tamamen koparırsın. Çünkü başka çaren kalmamıştır. Çünkü o adamlar 60 puanla x bir devlet kurumuna müdür olmuştur. Çünkü o adamlarım vekil tanıdığı vardır. Sen bunlarla mücadele ederken diğer taraftan seninle mezun olan adamlar vekil tanıdıklarından dolayı devletin bir köşesine kapak atmış, sabah 9 akşam 5 haftasonu tatil 15.000 tl ye yatarak iş yapacaktır. Olay işte bu. Hamili kart sahibi yakınımdır olayını bilir misin sen. İşte o her şeyi açıklayan en net kanıttır. Daha önceden torpil ile işe girmiş adamlar çalışma arkadaşlarının yanında torpilini söylemeye utanırlardı, çünkü torpil aslında '' bak sen işe yaramazsın ama tanıdığın var  diye  sana kıyak geçiyorum'' demektir. Ve son yaptığım gözlemlere göre bu adamlar kendi aralarında torpil yarıştırır hale gelmişler hemde hiç sıkılma utanma emaresi göstermeden göğsünü gere gere bunu yapıyorlar. Benim torpilim hepinizin torpilini  sikerrr diye sırıtan adam gördü bu gözler. Özellikle bazı illerde bu torpil olayı yüzde 70 lere çıkıyor hacı. Hiç bir vasıfa sahip olmana gerek yok eğer bu illerden birinden doğduysan iş hayatına 20-0 önde başlamışsın demektir. Hangi il olduğunu sormayın amına koyyim hükümet tarafına bakın yeter.

 Üniversite de bir arkadaşım kazalara üniversiteye kazanmış yine kazara mezun olmuş ve şuan bir devlet dairesinde bilmem ne bölümünün müdür yardımcısı olmuş. Gerçekten hak etti mi? tabii ki hayır. Kendi deyimiyle nufüslu tanıdıkları varmış. Okuldaki ali hocayla muhabbet ederken tanıdığın yoksa senin işin çok zor demişti Ve bunu hala hatırlıyorum. Saygılar ali altuğ hocam. Neyse torpil olayınız varsa okumanıza gerek yok yabancı dil bilmenize gerek yok sadece az buçuk türkçe bilmeniz yeterli olacaktır. Sadece torpilinizi sağlayacak kişiye ben şunu olmak şu olmadı bu olmak istiyorum demeniz yeterli olacaktır. Sihirli  bir dokunuş yada söze gerek yok, bu kadar basittir olay. Mail atmayı bilmeyen  müdürler duymuş bu kulaklara hiç birşey anlatamazsın ya da bir umut var diyemezsin. Çünkü bizim toplumumuzda başına gelmeden hiç kimseye bu ülkede torpil var diyemezsin. anlatamazsın. Onun anlattıklarını da sen kabul etmezsin. Devlete ait 3 birimden 100 bin tl maaş alan adamlar var bu ülkede hemde hiç bir yeteneği olmayan sıradan kişiler bunlar. Bu olayı sadece bir partiye yüklemiyorum nerdeyse bütün partiler elinden geldiğince gücü yettiği yere kadar kendi tanıdıklarına torpil yapar. Bu vekil torpil olayı devlette doyuma ulaşınca özel sektöre de geçmiş durumda ve her yere el atılmış hak hukuk yerle bir olmuş vaziyette. Sonra çık hak hukuk diye ortalıkta söylen dur.  Peki sen hiç orta okul mezunu ceo gördün mü hacı, lan orta okul mezunu diyorum. Ben bu adamların hayatlarını size anlatayım biraz gördüklerimden dolayı. Sabah ise gel kahvaltı yap sonra sigara sonra yemek sonra çay molası sonra sekreteri nasıl anal sexe zorlarım diye  biraz kafa yormacalar daha sonra da kendisine tahsis edilen son model zırhlı arabayla eve dönüş. Pezevenkteki egoya bak sanki mit müsteşarı amk.Bu tipleri her noktada tanıyabilirsiniz. Land rover araba, gözünde bilmem kaç liralık gözlük, elinde iphone 11, kısa pantolon kahverengi ayakkabı, kocaman saat,elde tesbih veya başörtü altında parlayan surat ve kırmızı ruj ve ağız geveleyerek konuşma. Twitter da peşimde sürekli birileri var bi işi de bensiz halledemiyorlar paylaşım yapıp ego kasmacalı tipler. Bu sonradan görmüş gösteriş meraklısı tiplerle muhattap olmak çok ayrı bir konu çünkü anlaşmanız mümkün olmuyor. Cevap versen nerde olursa olsun kimin gözünde olursa olsun hep hatalı konuma sen düşersin. Arada bir baba yiğit çıkıpta ağzına sağlık demez mesela. Sadece kafa sallarsın sonra yine mide bulantısı. Hal böyle iken bu durumu yaşlılara anlatamazsın. Çünkü onlara göre üniversite okuduysan kesinlikle iş bulcaksındır. onlara göre bilmem kimin oğlu x şirketinde x maaşı alıp yurt dışında gezerken senin işsiz gezmen senin suçundur. Yine onlara göre torpil bu ülkenin devletinde olmayan birşeydir. Kesinlikle kabul ettiremezsin. Anlatamazsın sonra vazgeçersin. 

Diğer bir yanda el bebek gül bebek büyümüş en kaliteli okullarda okumuş, 18 yaşına geldiğinde altına araba çekilmiş, dilediği üniversiteye para basıp gitmiş, mezun olunca aile şirketinde işe girmiş, sıkıldığı zaman işi bırakmış, avrupa gezilerinde roma da bozmuş ya diye instagrama foto atmış, senin maaşının 5 katı olan gözlüğüyle ve yeni yaptırdığı bembeyaz dişleriyle kameraya gülümseyip hayat çok güzel ya demiş, senin hayatın boyunca gidemeyeceğin yerlere  gidip burasıda çok sıktı ya diye yakınmış, senin sıkıntıdan kayışları koparma eşiğine geldiğin onun ise abd de 2 katlı villasında burada çok sincap var diye story paylaşımı yapmış, senin ingilizce bilmeyen ingilizce öğretmininden yarım yamalak öğrendiğin ingilizceyi 30 yaşında bile toparlayamamış olman diğer taraftan özel öğretmenlerle 15 yaşında yabancı dil olayını çözmüş adamların bana akıl vermesi kanıma dokunuyor hacı kaldıramıyorum artık. Kimseyi aile şirketinde  çalışan peşinden ayrılmayan adamlarla karıştırma sonra çok fena üzülürsün baştan uyarayım. işte bütün bu olaylar senin başına da gelicek senin olmazsa çocuğunun başına gelcek o da olmadı torunun başına gelicek. senin kafanda da hep bunlar olacak hep kaygı içinde olacaksın. Onların derdi ise sırtını dayadıkları devletin  3 ayrı yöneticiliğinden gelen maaşlarla akşam parti story'si atmak, jakuzi de naber fakirler demek ve burma bileziklerle kahve peşirme videosu atmak olacaktır.işte bu kadar ucuz ve tiksindirici. Selametle...

16 Haziran 2020 Salı

Dolu bardak

bir gün yataktan kalkmak zor gelir çünkü gün içinde yaşayacağın boğuşmaları yaşamak istemezsin artık. bi gayret yataktan kalkarsın fakat o anda yapman gereken asgari sorumluluklar aklına gelir ve üşenirsin mesela artık. yürümek bile artık zor ve sıkıcı olur çünkü otobüse bineceğin aklına gelir keyfin iyice kaçar. otobüste ön kapının önünde dikilip akbilinin içindeki paraya göz ucuyla baktıktan sonra suratında kurnazca gülümsemeyle 20 tl uzatıp fazla akbil var mı diye soranları görmek istemezsin artık. zira kafasında 10 dakika hesap yapıp acaba yolculuğu nasıl beleşe getirebilirim diye düşündüğünü anlarsın artık mesela. değer mi aq 10 dakika bunu hesaplamak diyip gülersin  sonra niye akbil verdim ki diye kendine söversin mesela. seni görünce boş koltuğa koşarak giden salağı görünce tiksinirsin artık, boklu koltuğa kaldık sanki geç otur amk. Hayır bu böyle değil demene rağmen inatla bu böyle mi acaba diyene he tamam bu böyle he dersin çünkü anlatmaya güçün kalmamıştır artık. Yapması gereken işleri yapmayıp üstüne vazife olmayan işlere burnunu sokan insanları duymak istemezsin artık mesela. Bildiğin herseyi unutmaya başlarsın mesela çünkü kafada kayışlar kopmuştur artık mesela. Seninle alay edercesine konuşup sonra aklı başında birini olduğunu anlayınca anında sesini inceleten insanlarla muhattap olmak istemezsin mesela artık. Televizyon izlemezsin artık mesela çünkü siyasetçilerin yalanların bıkmışsındır artık. Yapabileceğin onca şey varken kağıt toplayıcıdan farkın olmadığını anladığında yıkılmak istemezsin mesela. Çünkü yıkıldığında toparlamanın ne kadar zor olduğunu bilirsin artık. Aman bir daha düşmeyelim diye kendini telkin edersin mesela. Ha gayret biraz daha sabret diyerek kendini gazlamak istemezsin artık çünkü sonucun hüsranla biteceğini bilirsin mesela artık. 2 taraftan sıkıştırıldığını anlarsın ama yapabilecek bişeyinin olmadığını kavramışsındır artık mesela.oturduğunda hiç kalmak istemezsin mesela artık zira ayakların bile seni taşımak istemez artık. Hiçbirşey istemezsin artık çünkü kafanın ağırlığını taşımak zor gelir artık. sadece kusmak istersin beynindeki herseyi kusmak istersin.

8 Haziran 2020 Pazartesi

Balık hafızası

Selam hacı. Bugün internette gezenirken türk halkının bir dönem çok büyük sıkıntı yaşadığı imar bankası olayına denk geldim. Bu olayda herseyin apaçık ortada olmasına rağmen halk bunu nasıl göremedi akıl sır erdiremiyorum. İmar bankası önce yüzde 13 faiz vermişti halka. Saf halkım buna kanıp bütün paralarını bu bankaya yatırmıştı. Sonra bu banka bütün parayı yurtdışına kaçırıp, iflasını açıklamıştı. Bu iflasta sadece halk değil devlette zamanın parasıyla 9 katrilyon zararı uğramıştı. Bütün bunlara rağmen gel zaman git zaman bu olayın sorumluları bu ülkede parti kurup 2 milyon oy almıştır. Neden böyle oluyor diye sormayın bana hacı. Bu halk balık hafızalı çünkü başka açıklaması yok bu işin. O dönemde yüzde 13 için çocuklarının geleceğini çöpe attı bu millet. Şimdi ise 3 tl lik yiyecek için aynı şey yapılıyor. Sen şu andaki yada 1 haftalık ihtiyacını karşılamak için yine çocuklarının ya da torunlarının geleceğini çöpe atıyorsun. Yapmayın artık bunu hacı, sana daha nasıl anlatayım bu olayları. Ve sonra fark ettim ki bu kişiler aynı kişilermiş. O yüzden boşa boğaz patlatmaya gerek yok. Bu ülkede ekonomi zamanla düzelir dolar zamanla düşer fakat yaratılmış olan insan karakter tipinin değişimi en az 30 yıl sürer. Tarihte öyle olaylar var ki gerçekten kanınız donacak cinsten. Adamlar ilmek ilmek geleceklerini işlemişler fakat sadece türkler bunu yapamamışlardır. Örneğin kazım karabekir; anadoluda yetim olan çocukları alıp eğitim verip asker yapardı. Bunlara zamanla gürbüzler ordusu adı verilmişti. Ve geneli ermeni çocuklarından oluşurdu. Hatta 60 darbesinin içinde gürbüzler olarak nitelendirilen bir çok subay vardı. Bunları sallamıyoruz hacı. Hüseyin hakkı kahvecinin ‘atatürkün katilleri’ kitabından devamını okuyabilirsiniz. İlmek ilmek işlenen bu düzende bir tane türk oluşumu yoktur maalesef. Tabii bazı iddaalara göre gazi’nin vasiyetinde 300.000 türk çocuğu yetiştirilmek üzere destek sağlanması gerekiyor deniliyor. Ee tabii gazi paşa öldükten sonra türklük bitmiş amerikancılık başlamıştır. Bak hacı türklük üzerine kurulu düzen en iyi düzendir. Şimdi şuan ortada olan türkçülük yapan partilerden bahsetmiyorum. Gerçek türklük senin başörtün yada namazın üzerinde durmaz yani allah ile kul arasına girmez. İç politikayı geçip gözünü dünyaya diker. Yani sen kürtsün veya erminisin üzerine kafa yormaz çünkü o olayları çoktan çözmüştür. Bunlara ayıracak vakti yoktur çünkü gözünden dünya vardır. Gazi paşa ve ordusunun denize döktüğü yunanlılar 20 yıl kendine gelememiştir hacı aç bak araştır. Şimdi ise yunan hükümeti biz herşeye hazırız sizden korkmuyoruz tehdidini bütün dünya önünde savurabiliyor. O yüzden hacı gelecek nesile yatırım çok önemli ve şimdilik en az 30 yılımıza mal oldu. Selametle

21 Mayıs 2020 Perşembe

Yanlış güç

Mümtaz sinemadan eve dönerken kapıda annesi karşıladı. Kendisine 2 saattir ulaşmaya çalıştıklarını söyleyip telefonunun neden açık olmadığından şikayetçi olup, yaptığı iş görüşmesine geri bildirim olduğunu ve yarın saat 9 Da iş görüşmesi için randevu verildiğini duydu. Mümtaz haberi duyunca sevinçten kulakları ağzına vardı. Fakat bir yandan da kendine kızıyor, tam 1 aydır beklediği iş nasıl olur da sinemaya gittiği güne ve saate denk gelirdi. Acaba telefonda ne konuştular diye düşündü sonra keşke ben konuşsaydım diye kendine kızdı. Nerden gitmişti sinemaya. Mümtaz sabah erken saatte kalkmış randevu saatinden yarım saat önce görüşme yapacağı şirkete gelmişti. Yaşanan aksiliklerden dolayı 9.30 insan kaynakları mert ile görüşme odasına geçebildi.yarım saat fazla beklemişti ama olsun dedi mümtaz, çünkü uzun süredir bu işi bekliyordu. Konuşmanın tam ortasında yönetici mert çay almak için yerinden kalktı. Mümtaz eğer bir gün iyi bir yerlere gelirsem görüşme esnasında kesinlikle kalkıp gitmeyeceğim dedi. Çünkü bu olay karşıdaki insanı küçüksemek demekti. Mert çayını aldıktan sonra mümtaza sigara içiyor musun diye soru yöneltti. Herşey güzel giderken nerden çıktı bu soru diye aklından geçirdi mümtaz, zira sigara içiyordu. Sigara içtiğini duyan mert’in birazdan suratı ekşidi ve diğer sorulara geçti. Görüşme bittiğinde mümtaz çok mutluydu çünkü sorulan sorulara hemen ve net şekilde cevap vererek bilgili olduğunu kanıtlamıştı. Şirket çıkışında mümtaz biraz soluklanmaya ve düşünmeye karar verdi. Sırtını dayadığı kolondan gelen serinlik onu rahatlatmıştı. Mümtaz saatine bakarken az önce konuştuğu yönetici mert’in elinde sigarayla çay keyfi yapıtığını gördü. Mümtaz içinden eğer bir gün elime güç geçerse çalışanlarıma asla yalan söylemeyeceğim ve görüşme yapacaksam 1 ay sonra aramayacağım,bütün işleri disiplinli ve şeffaf şekilde ilerleyecekti. Mümtaz işe başlayalı tam 1 ay olmuştu. İşyeri arkadaşlarından hakan ile yakınlaşmıştır. Bazen iş çıkışlarında beraber oturup 2 bira içerlerdi. Böylelikle hafta boyunca yaşamış oldukları stresten biraz uzaklaşmış oluyorlardı. Hafta başında yönetici mert çalışanların performansını yükseltmek için kendi astlarına belirli bir araştırma yapmalarını ve bu araştırmaya paralel olarak performans yükseltmek için gerekli fikirleri istemekteydi. Mümtaz 1 hafta boyunca yaptığı araştırmaların neticesinde performans yükseltmek için çok güzel fikirlere sahip olmuştu. Bunu yönetici mert’e göstermek istiyordu fakat mert o gün çok sinirli gözüküyordu. Mümtaz bu araştırmayı gösterirsem acaba ne der diyerek vazgeçti ve yakın arkadaşı hakana göstermeye karar verdi. Hakan gördüğü araştırmadan çok fazla etkilendi ve aa bende böyle bir şey çalışıyorum diyerek mümtazı tebrik etti. 2 gün sonra yönetici mert bütün çalışanlarına öğlen toplantı olacağını duyurdu ve hakanın sunum yapacağını duyurdu. Öğlen ufak bir toplantıdan sonra hakan sunumunu yapıyordu fakat mümtaz sunumu görünce kıpkırmızı oldu. Zira hakanın yaptığı sunum mümtaz dan gördüğü sunumun aynısıydı. Sadece kelimeleri değişmiş bazı cümleler ve önemli yerleri renklendirilmiş başlıklar vardı. Toplantı sonunda yönetici mert mümtaz’a dönerek hakanı biraz örnek alması gerektiğini söyledi. Ve mümtaz içinden iş yaşamında yaptığı şeyleri herkesten saklayarak yapması gerektiğini ve başkalarının fikirlerini çalmanın çok iğrenç birşey olduğunu fark etti. İnsan ilişkilerinin eğitiminin verilmesini ve işyeri olsa bile çalışanlara etik kuralların eğitiminin verilmesi gerektiğini düşündü. Mümtaz çalışkanlığıyla herkes tarafında parmakla gösterilmekteydi. Ama bu yetmiyordu. Mümtaz nerede hata yaptığını anlamak istiyordu ama bulamıyordu. Mümtaz iyice içine kapanık hale dönüşmüştü verilen işleri isteksiz yapıyordu buna karşılık istifada edemiyordu. Bakması gerektiği bir ailesi olduğu düşüncesi onu mutsuz çalışan robota dönüştürmüştü. Mümtaz içinden eğer iyi bir yere gelirsem, çalışkan zeki ve atılgan personelin her zaman korunup kollanması gerektiğini geçirdi aklından. Fakat mümtaz hiçbir zaman yükselemedi. Gücün kendi gibi birinin eline geçmediği sürece kendisinin de yükselemeyeceğini fark etti. mümtaz artık yürüyen cesede dönüşmüştü...

6 Mayıs 2020 Çarşamba

Saygısız

Selam hacı. Geçen gün YouTube’ta gezerken 1960’ larda bir röportajına denk geldim. Röportaj veren kadın o kadar güzel konuşuyor ki kanal d anahaber sunucusu Buket aydın’ dan daha iyi diksiyona sahip. Ve bu konuşan kadın, spikerler gibi özel kurslara gitmemiş sadece sıradan biri. Büyük ihtimalle sizde o videoyu izlemişsinizdir. Sadece konuşma değil giyim tarzları bile muhteşem.

Fotoğraftaki ablamız Buket Aydın’dan daha iyi giyiniyor bence. Birde tır şöförü abimiz var şu karizmaya bakar mısın? Hacı. Bir de şimdiki tır şöförlerine bak adam içerde beyaz atlet giyiyor. Yolda giderken camdan aşağıya looopa diye balgam sallıyor. Hadi onu bırak Demet Sağıroğlu’ nun müziklerine bakın bir de Demet Akalın müziklerine bakın, arada dağlar kadar fark var. İnsanlanın trilyonları dahi olsa eskisi kadar karizma olamıyorlar. İnsanlar her noktada doyumsuz hale geldikçe hep itici olmuşlardır benim gözümde. İtici hale geldikçe karşısındaki insana saygı duymaz hale geliyor. Ve bu noktadan sonra saygısızlık başka boyut kazanıp işler çekilmez hale geliyor. Bu saygısızlıklarla inanılmaz sıkıntılar çıkıyor ortaya benim açımdan. Bir gün Yorgun argın eve gitmek için kadıköyden otobüse bindim hacı. Otobüste 2 tane yan yana boş koltuk buldum ve narin popomu sere sere yolculuğa koyuldum ama nasıl mutluyum nasıl sevinçliyim yer bulduğum için üstelik Yanımda kimse oturmuyor. 2 durak sonra yanıma bir adam oturdu 35  40 yaşlarında. Tabii ben takıntılı bi manyak olduğum için yan yan süzüyorum adamı 😁 sonra bu abi elindeki poşeti açıp tavuk dürüm ayran yemeğe başladı. Lan şaka değil amk. Ağzını şapurdatması ayran böyle 30 saniye boyunca çalkalaması, lokmayı yuttuktan sonra ohhh demesi, çıldırmamak elde değil. Lan amk Şempaze kılıklı insansı yaratık, tamam eyvallah aç olabilirsin ama şu yemek işine otobüse binmeden önce halledemez misin. İnsanların önünde şapur şupur yemek çok mu hoşuna gidiyor. Hiç mi insanlara saygın yok lan hadi insanları geçtim kendine de mi saygın yok at ağızlı puşt. Topluluk içinde nasıl davranacağını bilmiyorsan çıkma dışarı amk. Hayatın boyunca neye saygı duydun ki insanlara saygı duyasın. Toplum içinde etik kurallar vardır hacı, bu kurallar bir yerde yazmasa bile diğer insanlar rahatsız olmasın adına vardırlar ve bunlara maximum derecede uyulması gerekiyor. Hayır amk ben senin telefonundan yüksek sesle açtığın maçı dinlemek zorundamıyım ya da senin Kocaman götün koltuğa sığmıyor diye benim koltuğuma doğru kayıp benim huzurumu kendin için bozmak zorundamısın amk. Götün çok büyükse arka koltuklara otur, niye beni cama doğru ittirip 2 büklüm yolculuk yapmama neden oluyorsun ha puşt. Uzak durun benden aq ya da uyardığım zaman homurdanmayın. Azıcık saygılı olun lan. O değilde yazarken bile sinirlendim yemin ederim. Bu yüzden hacı ben bu dönemden hiç memnun değilim. Eski zamanların yaşam biçimi daha çok uyuyormuş bana onu anladım hacı abi. Eski dönem anılarım canlanınca benim ızdıraplarım da artıyor. Kadını kadın değil, siyasetçisi siyasetçi değil, insanları insan değil, komşuluk desen bitmiş,sanatçısı kalmamış :) yazarı bitmiş. Sanki kör karanlıklarda ilerliyorum hacı. Boktan bi duygu

2 Mayıs 2020 Cumartesi

AKAKİY AKAKİYEVİÇ LANETİ

Gogol’un palto kitabının ana karakteridir. Eğer okumadaysanız kesinlikle tavsiye ederim hacılar. Okumayanlar için ufaktan konuya girelim bakalım. Akakiy denen abimiz devlet memurudur. Böyle bildiğimiz sıradan saçları dökük sessiz sakin aldığı 3 kuruşla geçinmeye çalışan ezik bi tiptir. Diğer memurlarla iletişim kuramaz onlarla çaya çorbaya çıkamayan asosyal bi tiptir. Hem bu nedenle hemde fiziki yapısından dolayı sürekli diğer memurların alay konusu olur. Bunların üstüne sırtındaki parçalanma durumuna gelmiş eski püskü palto eklenince işler çekilmez hale gelir. İş arkadaşları durur mu hiç fırsat bu fırsat paltoyla sabahlık diye dalga geçerler. Akakiy abimiz paltosunu terziye götürüp yamamak ister ama palto yama tutacak halde değildir. Tek çare yeni palto diktirmektir. Aylarca aç yatıp para biriktirip paltosuna kavuşur. Detaylara girmiyorum hacı yoksa yazı bitmez amk. Neyse paltosu dikilince akaki abimiz çocuklar gibi mutlu olur. İş arkadaşları akaki’yi ilk defa mutlu görürler. Ama bu Sevinç’i kursağında kalır hacılar maalesef. Akakiy abimiz gece çay partisinden dönerken birileri tarafından dövülüp paltosu çalınır. 2 gün sevinemedi adam amk dediğinizi duyar gibiyim. Neyse paltosunu bulmak için birçok yere başvurur başından def ederler. Bağırıp aşağılarlar. Zaten ezik bi tip olduğu için sesinide çıkaramıyor. Bu hengamede Akakiy abimiz hastanıp ölür. Sonra bi gün şehirde bi söylenti çıkar. Birisi önüne gelen herkesin paltosunu çalmaya başlar. Bazıları akaki’ nin ruhu olduğunu iddia edip hortladığını söylerler. Hatta buna bağıran polis amirinin  gelip paltosunu alır. Adam akakiy’nin yüzüne görünce altına işer resmen. Herkes tırsmış durumdadır. Neyse Konuyu şuraya başlıyorum hacılar. TÜRK milleti akakiy akakiyeviçtir. Ensesine vurup aldınız lokmalarını, hep kendinizi ve akrabalarınızı doyurdunuz. Halka hep yüz çevirdiniz evet siz Türk siyasetçileri.Akakiy akakiyeviçlerin laneti üzerinize olsun.

Maske

 Selam hacı. İnsanlar, çocukluktan çıkıp aklını başına aldıktan sonra çevresini ve toplumu takip ederek, yaptığı gözlemlerden sonra o toplum...