Selam hacı. Bugün ruh halim yine hiç iyi değil. Dün yazmış olduğum yazıda yaşadığım durumdan dolayı kendimi sürekli boktan şeylerle ve buraya yazarak meşgul etmeye çalışıyorum. Çünkü saçma sapan meşgale bulunca düşünmüyorum fakat işler bitince yine kafamda aynı anda 25 tane düşünce dolaşabiliyor. Dün yazmış olduğum yazı bağlamında düşmemek için kendimi zorluyorum ama kendimi kandıramıyorum.
Mesela herkesin ağzının suyu akarak baktığı adriana lima bir gün ölecek, herkes tarafından önünde saygıyla eğilen patronda ölecek. Ya da sokakta kaldırım taşında yatan evsizde ölecek, trump amca da ölecek. Yani kim olursan ol hangi vasıfa sahip olursan ol öleceksin. Dünya yaşamı herkese adil davranmıyor. Yaşanılan hayatlar arasında ne kadar fark olursa olsun yaşamın sonu herkese adil davranır ve sonuç topraktır. İnsanların bu kadar açık ve net olan şeyi bilmelerine rağmen nasıl bu kadar vurdumduymaz olabiliyorlar kafama bir türlü anlatamıyorum bu olayı ve bu ölüm denen şey her an bulabilir seni. Bir deprem olabilir ya da araba çarpabilir ya da yediğin yemek boğazına takılabilir ya da kafana cam düşebilir ve her an ölebilirsin. Bu gerçeğe rağmen önüne geleni kırmak ya da ölmek derecesinde paraya bu kadar dağer vermek neden peki. Zira bunlardan biri başına geldiğinde o paraların ya da mevkinin hiç bir önemi kalmıyor. Sonrasında kıçına tıkılan pamukla iş bitiyor. Biribirinizi kırmayın hacılar 3,5 dakikalık zevkler için hayatınızı boka sürüklemeyin ve kendinizi üzmeyin.
Sonra çocukluğum geliyor aklıma. Bulunduğum mahalle orta alt sınıfa mensup ailelerin olduğu bir yerdi. Akşam herkes sokağa dökülürdü ve birbirinden komik anılar anlatılır akşam çok keyifli geçerdi. Gece 1 de akp il baskanı seni çağırıyor diye kandırdığımız abinin sakal tıraşı olmuş ve takım elbise ile sokağa indiğini hiç unutamıyorum mesela .Telefonun yeni yeni kullanılmaya başladığı dönemlerde gece birbirimize çağrı atardık çünkü o dönemlerde kontör değerliydi aramayazdık sadece çaldır kapat yaparak haberleşirdik. Gece toplanıp ağaçlara dalardık. Ya da serin bir bayram sabahı üstümde kırmızı kazağımla teneke kutunun içinde yaktığımız ateşle ısınmaya çalıştığımız o an geliyor aklıma. Kışın kale inşa edip kartopu savaşları yaptığımız anlar. Frenleri patlak bisikletimle yokuş aşağı hızla inerken çöp kutusuna sert şekilde çarpıp tıpkı basketbol topu gibi havalanıp içine düştüğüm anlar. Okuldan gelir gelmez internet kafeye koşup msn den kızlarla kur yaptığım o dönemler. Mahallenin ücra köşelerine girip gizlice sigara içme zamanları. Hepsi gerise kaldı hacı. Dolu dolu geçen çocukluğun üstüne gelen çekilmez anlayışsız insanlarla dolu sürekli birinin senden bir şey beklediği, o beklenilen işi en iyi şekilde yapmana rağmen hep kötü ve değersizin sen olduğunu, sırf birilerinin tanıdığı diye yaptığı hiç birşeye bile övgü alan o insanlar ve sana insan gözüyle değilde avatarmışsın gibi davranan insanlarla çevrili saçma sapan gençlik dönemi.
Ben askerden geldikten sonra bir kızla tanışmıştım hacı. Kız iyi güzel hoş hatundu ama tuhaf hareketleri vardı. Beni bırakıp gittiğinde hem de sebepsiz yere, kendimi çok paralamıştım. O durum ile şu an ki durumumu karşılaştırıyorum hacı. Şu an yaşadığım süreç çok boktan bir süreç. Resmen kendi bedenim bana zindan gibi geliyor. Sanki sırtıma bağlı iplerle 50 kiloluk kum torbaları taşıyormuşum gibime geliyor. Sıkıldım hacı ama buraya yazmak bana iyi geliyor. Geçenlerde biri bana yazmış ve demiş ki; iyi hoş yazıyorsun ama okunma sayın çok az. Bak hacı benim amacım burda like toplamak veya birilerinin iltifatını almak değil gram sikimde olmaz. Ben sadece kafamdaki boklardan ya da yaşadığım süreçlerden kurtulmak için yazıyorum. Hatta o kadar üşengecim ki yazdığım şeyleri kontrol etmeden paylaşıyorum yazıyı. O yüzden arada unutulan harf falan görebilirsiniz çokta sallamayın. Toparlıyorum galiba. Selametle
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder