Yazarlarla ilgili bir yazı okudum geçen gün. Çoğunun çocukluğunda ciddi problemler yaşadığı, bu problemlerle büyüyen insanların daha iyi yazabildiği anlatılıyordu. Kısaca, yazarlar mutsuz insanlardır diyordu yazı.
Geçen gün bloga bir şeyler yazmak istedim ama yazamadım. “Benden bu kadar galiba” dedim kendi kendime. Bugün ise moralim o kadar bozuk ki, yazmadan duramadım. Fark ettim ki ben gerçekten mutsuzken daha verimli yazıyorum. İlham perilerim ne zaman canım sıkılsa ortaya çıkıyor. Okuduğum yazının aslında içgüdüsel bir tespit olduğunu şimdi anlıyorum. Sikerim hayal gücünü; kelimeleri doğru yerde kullanmak için bana sadece moral bozukluğu lazım.
Yaşamdan haz alamıyorum artık. Her yere para yetiştirmekten yoruldum. İnsanların adımı kullanarak bana seslenmelerini duymak istemiyorum. Kimsenin beni tanımadığı, adımı bilmediği bir yerde olmak istiyorum. Onlar için ben “kim bu sik kafalı”, benim için onlar “ne bakıyorsunuz amına koyduğum dalyarrakları” olsun istiyorum. Hiçbir boktan keyif almıyorum. Hayat sıçmak kadar pis ve gereksiz geliyor ama tıpkı bir ihtiyaç gibi bunu yaşamaya mecbur kalmak kaldıramayacağım bir ağırlık.
Sürekli birilerinin yanında olmak ama kim oldukları fark etmeksizin kimsenin “bir şeyin var mı” diye sormaması… Kendimi yüksek bir yerden düşüp yere saçılmış bir bozuk para kumbarası gibi hissediyorum. Her yere dağılmışım, parça pinçik olmuşum. Bu parçaları tek tek bulup onarmak insana ne kadar ağır geliyormuş meğer. Bıkkınlık hacı.
İnsanlardan kurtulmak istiyorum. Gözün açıkken hiçbir ışığı görmediğin oldu mu hiç? Ya da “ben bu çivisini siktiğim dünyanın içine sıçtığım bu yerinde ne yapıyorum” diye sordun mu kendine? Bu soruları sormaya başladığın an hayat boka sarıyor. Psikolojin bozuluyor, boğuluyorsun. Boğulmayayım diye psikoloğa gidiyorsun ama bu sefer bozulduğunu daha net görüyorsun. O yüzden kendinizi idareli harcayın.
Bazı arkadaşlardan tavsiyeler geliyor. En azından değer verdiğiniz için teşekkür ederim ama asıl meseleyi anlayamamanıza üzülüyorum. Ben buraya bir şeyler yazarken günlerce “acaba ne yazsam beğenirler” diye düşünmek istemiyorum. Uzunluk, kısalık umurumda değil. Sadece o an kafamdan geçenleri buraya dökmek istiyorum. Derdim beğenilmek değil, kafamı rahatlatmak.
Uzun zamandır içki içmiyorum. Canım istemediği için alkolü aramadım hiç. Ama bu sefer öyle bir içme isteği var ki, eskisi gibi evin yolunu bulamayacak hale gelmek istiyorum. Bankta uyuyacak kadar dağılmak. Kafam o kadar karışsın ki elimdeki telefonu kaybettim sanayım.
Hep düşünürüm; bazı insanlar bazı insanlar için bu hayattaki cehennemdir. Babasının cebinden para çalıp evi terk eden kız babasının cehennemidir. Arabayla birine çarpan adam için o araba, o yol cehennemdir. Ailesini dinlemeyip torbacı kılıklı heriflere kaçan, sonra çocuk yapıp kapı önüne konan kız için evlendiği adam cehennemdir. O çocuk da huy olarak babasına çekerse cehennem plus olur. Hayat bu kadar sert ve acımasız.
Benim cehennemim herkese yetmeye çalışmak. Kimseyi memnun edememek. Bunun sonucunda tükenmek ve hâlâ “sen bize bir şeyler daha kat” diyen insanlar.
Senin cehennemin ne peki?
Selametle.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder