9 Kasım 2020 Pazartesi

Dünya cehennemi

 Yazarlarla ilgili bir yazı okudum geçen gün. Çoğunun çocukluğunda ciddi problemler yaşadığı, bu problemlerle büyüyen insanların daha iyi yazabildiği anlatılıyordu. Kısaca, yazarlar mutsuz insanlardır diyordu yazı.

Geçen gün bloga bir şeyler yazmak istedim ama yazamadım. “Benden bu kadar galiba” dedim kendi kendime. Bugün ise moralim o kadar bozuk ki, yazmadan duramadım. Fark ettim ki ben gerçekten mutsuzken daha verimli yazıyorum. İlham perilerim ne zaman canım sıkılsa ortaya çıkıyor. Okuduğum yazının aslında içgüdüsel bir tespit olduğunu şimdi anlıyorum. Sikerim hayal gücünü; kelimeleri doğru yerde kullanmak için bana sadece moral bozukluğu lazım.


Yaşamdan haz alamıyorum artık. Her yere para yetiştirmekten yoruldum. İnsanların adımı kullanarak bana seslenmelerini duymak istemiyorum. Kimsenin beni tanımadığı, adımı bilmediği bir yerde olmak istiyorum. Onlar için ben “kim bu sik kafalı”, benim için onlar “ne bakıyorsunuz amına koyduğum dalyarrakları” olsun istiyorum. Hiçbir boktan keyif almıyorum. Hayat sıçmak kadar pis ve gereksiz geliyor ama tıpkı bir ihtiyaç gibi bunu yaşamaya mecbur kalmak kaldıramayacağım bir ağırlık.


Sürekli birilerinin yanında olmak ama kim oldukları fark etmeksizin kimsenin “bir şeyin var mı” diye sormaması… Kendimi yüksek bir yerden düşüp yere saçılmış bir bozuk para kumbarası gibi hissediyorum. Her yere dağılmışım, parça pinçik olmuşum. Bu parçaları tek tek bulup onarmak insana ne kadar ağır geliyormuş meğer. Bıkkınlık hacı.


İnsanlardan kurtulmak istiyorum. Gözün açıkken hiçbir ışığı görmediğin oldu mu hiç? Ya da “ben bu çivisini siktiğim dünyanın içine sıçtığım bu yerinde ne yapıyorum” diye sordun mu kendine? Bu soruları sormaya başladığın an hayat boka sarıyor. Psikolojin bozuluyor, boğuluyorsun. Boğulmayayım diye psikoloğa gidiyorsun ama bu sefer bozulduğunu daha net görüyorsun. O yüzden kendinizi idareli harcayın.


Bazı arkadaşlardan tavsiyeler geliyor. En azından değer verdiğiniz için teşekkür ederim ama asıl meseleyi anlayamamanıza üzülüyorum. Ben buraya bir şeyler yazarken günlerce “acaba ne yazsam beğenirler” diye düşünmek istemiyorum. Uzunluk, kısalık umurumda değil. Sadece o an kafamdan geçenleri buraya dökmek istiyorum. Derdim beğenilmek değil, kafamı rahatlatmak.


Uzun zamandır içki içmiyorum. Canım istemediği için alkolü aramadım hiç. Ama bu sefer öyle bir içme isteği var ki, eskisi gibi evin yolunu bulamayacak hale gelmek istiyorum. Bankta uyuyacak kadar dağılmak. Kafam o kadar karışsın ki elimdeki telefonu kaybettim sanayım.


Hep düşünürüm; bazı insanlar bazı insanlar için bu hayattaki cehennemdir. Babasının cebinden para çalıp evi terk eden kız babasının cehennemidir. Arabayla birine çarpan adam için o araba, o yol cehennemdir. Ailesini dinlemeyip torbacı kılıklı heriflere kaçan, sonra çocuk yapıp kapı önüne konan kız için evlendiği adam cehennemdir. O çocuk da huy olarak babasına çekerse cehennem plus olur. Hayat bu kadar sert ve acımasız.


Benim cehennemim herkese yetmeye çalışmak. Kimseyi memnun edememek. Bunun sonucunda tükenmek ve hâlâ “sen bize bir şeyler daha kat” diyen insanlar.


Senin cehennemin ne peki?


Selametle.

23 Ekim 2020 Cuma

Onlara göre ve bize göre

 Selam hacı

Hükümetlere göre kandırılması gereken birer potansiyel  oysunuz, terörle mücadale için potansiyel birer teröristsiniz, patronlar için sömürülmesi ve hakkının yasalarca gasp edilmesi icabında yerde tekmelenmesi gereken sıradan bir emekçisiniz. Dünya sağlık örgütü ve hastaneler için iyileşmemesi gereken birer müşterisiniz. Taksici için ‘para var bunda uzun yoldan çakayım şuna! denilen yolunacak kazsınız. Minibüs şöförleri için indi bindi yapacak 3,50 tl’ siniz. Erkek arkadaşınız için şununla bi sevişeyim sonra postalarım, kız arkadaşınız için şuna bir şeyler  aldırayım keriz parası yemek sevaptır hem vericeğimi düşünsün denilen salak bir kerizsiniz. Yine patronlar için her an onun malına göz dikebilecek potansiyel birer hırsızsınız. Para Ali ağaoğlu için elinin kiri Angaralı için 5 lira versene la ammına goyim’dir. Cococola için birer kola içici, eskortlar için parayla kendi parasını siken birer gerizekalısınız. Otobüste sizden kaçan insanlar için potansiyel birer koronalısınız. Avm güvenlikleri için cebinde kerpeten taşıyan ürünlerin alarmlarını kesmeye çalışacak olan birer fikirtepelisiniz. Avm tuvaletlerinde çalışan tuvaletçi için birer sıçan ve işeyen ayaklı tuvaletsiniz. Bakkal için parası olduğunda süpermarkete giden parası olmadığında veresiye istemeye gelen birer sefil  yalancısınız. Akp’li seçmenler için potansiyel birer vatan hainisiniz. Korona;  insanlar için asla yakalanmaması gereken hastalık fakat hastaneler ve maske üreticileri için büyük gelir kaynağı olup  uzun süre bitmemesi temenni edilen nakit akışlı paradır. Eğitim öğrenciler için en temel ihtiyaç olup sisteme tam biat eden öğretmenler için topluma  tam uyumu sağlanması gereken uçuk fikirlerden arındırılması gereken birer robotlar çocuklardır. Şifacı hocalar için birer şişme bebek niteliğinde sex ürünüsünüz.

Halk için hükümet kurtarıcı olarak görülür, patron her noktada en iyisini bilen olarak görülür, taksi en hızlı yolculuk olarak görülür, Ali ağaoğlu 100 tl nin üzerine imza atan adam olarak görülür, minibüsçü ‘adam ekmeğinin peşinden koşuyor, o yüzden böyleler’ olarak algılanır. Dünya sağlık örgütü ve hastanelerin sizi gördüğünün aksine insanlar tarafından şifa yuvası olarak görülür. Sevgili, aşk insanı veya romantizmin merkezi olarak benimsenir. Akp dünya’ya kafa tutan parti olarak görülür. Şifacı hoca penisinden nur akıyormuş olarak görülür ve o nurdan payını almak olarak benimsenir(ööğğğ) . Ama bunların hiçbiri gerçek değildir. Kendinizi kandırma gerek yok hacılar.

Bizler insanların gözünde tam olarak buyuz. Bu gerçeği görmemezlikten gelen ya da göremeyecek kadar kendini büyük zanneden salakların varlıklarına katlanamıyorum artık hacı. Toplum içindeki bireylerin hepsi farkındalık denen olayı yaşamadıkça hep böyle bok kalacağız. Fakat farkındalık bir lanettir.  Bu arada teknosa ve boyner'in anasını sikiyim. 


27 Eylül 2020 Pazar

Son

 Selam hacı. Bugün ruh halim yine hiç iyi değil. Dün yazmış olduğum yazıda yaşadığım durumdan dolayı kendimi sürekli boktan şeylerle ve buraya yazarak meşgul etmeye çalışıyorum. Çünkü saçma sapan meşgale bulunca düşünmüyorum fakat işler bitince yine kafamda aynı anda 25 tane düşünce dolaşabiliyor. Dün yazmış olduğum yazı bağlamında düşmemek için kendimi zorluyorum ama kendimi kandıramıyorum. 

Mesela herkesin ağzının suyu akarak baktığı adriana lima bir gün ölecek, herkes tarafından önünde saygıyla eğilen patronda ölecek. Ya da sokakta kaldırım taşında yatan evsizde ölecek, trump amca da ölecek. Yani kim olursan ol hangi vasıfa sahip olursan ol öleceksin. Dünya yaşamı herkese adil davranmıyor. Yaşanılan hayatlar arasında ne kadar fark olursa olsun yaşamın sonu herkese adil davranır ve sonuç topraktır. İnsanların bu kadar açık ve net olan şeyi bilmelerine rağmen nasıl bu kadar vurdumduymaz olabiliyorlar kafama bir türlü anlatamıyorum bu olayı ve bu ölüm denen şey her an bulabilir seni. Bir deprem olabilir ya da araba çarpabilir ya da yediğin yemek boğazına takılabilir ya da kafana cam düşebilir ve her an ölebilirsin. Bu gerçeğe rağmen önüne geleni kırmak ya da ölmek derecesinde paraya bu kadar dağer vermek neden peki. Zira bunlardan biri başına geldiğinde o paraların ya da mevkinin hiç bir önemi kalmıyor. Sonrasında kıçına tıkılan pamukla iş bitiyor. Biribirinizi kırmayın hacılar 3,5 dakikalık zevkler için hayatınızı boka sürüklemeyin ve kendinizi üzmeyin.

Sonra çocukluğum geliyor aklıma. Bulunduğum mahalle orta alt sınıfa mensup ailelerin olduğu bir yerdi. Akşam herkes sokağa dökülürdü ve birbirinden komik anılar anlatılır akşam çok keyifli geçerdi. Gece 1  de akp il baskanı seni çağırıyor diye kandırdığımız abinin sakal tıraşı olmuş ve takım elbise ile sokağa indiğini hiç unutamıyorum mesela .Telefonun yeni yeni kullanılmaya başladığı dönemlerde gece birbirimize çağrı atardık çünkü o dönemlerde kontör  değerliydi aramayazdık sadece çaldır kapat yaparak haberleşirdik. Gece toplanıp ağaçlara dalardık. Ya da serin bir bayram sabahı üstümde kırmızı kazağımla teneke kutunun içinde yaktığımız ateşle ısınmaya çalıştığımız o an geliyor aklıma. Kışın kale inşa edip kartopu savaşları yaptığımız anlar. Frenleri patlak bisikletimle yokuş aşağı hızla inerken çöp kutusuna sert şekilde çarpıp tıpkı basketbol topu gibi havalanıp içine düştüğüm anlar. Okuldan gelir gelmez internet kafeye koşup msn den kızlarla kur yaptığım o dönemler. Mahallenin ücra köşelerine girip gizlice sigara içme zamanları. Hepsi gerise kaldı hacı. Dolu dolu geçen çocukluğun üstüne gelen çekilmez anlayışsız insanlarla dolu sürekli birinin senden bir şey beklediği, o beklenilen işi en iyi şekilde yapmana rağmen  hep kötü ve değersizin sen olduğunu, sırf birilerinin tanıdığı diye yaptığı hiç birşeye bile övgü alan o  insanlar ve sana insan gözüyle değilde avatarmışsın gibi davranan insanlarla çevrili saçma sapan gençlik dönemi. 

Ben askerden geldikten sonra bir kızla tanışmıştım hacı. Kız iyi güzel hoş hatundu ama tuhaf hareketleri vardı. Beni bırakıp gittiğinde  hem de sebepsiz yere, kendimi çok paralamıştım. O durum ile şu an ki durumumu karşılaştırıyorum hacı. Şu an yaşadığım süreç çok boktan bir süreç. Resmen kendi bedenim bana zindan gibi geliyor. Sanki sırtıma bağlı iplerle 50 kiloluk  kum torbaları taşıyormuşum gibime geliyor. Sıkıldım hacı ama buraya yazmak bana iyi geliyor. Geçenlerde biri bana yazmış  ve demiş ki; iyi hoş yazıyorsun ama okunma sayın çok az. Bak hacı benim amacım burda like toplamak veya birilerinin iltifatını almak değil gram sikimde olmaz. Ben sadece kafamdaki boklardan ya da yaşadığım süreçlerden kurtulmak için yazıyorum. Hatta o kadar üşengecim ki yazdığım şeyleri kontrol etmeden paylaşıyorum yazıyı. O yüzden arada unutulan harf falan görebilirsiniz çokta sallamayın. Toparlıyorum galiba. Selametle

19 Haziran 2020 Cuma

Liyakat

Selam hacı. Bu ülkede o kadar çok şey gördüm ki artık vicdanım kaldırmıyor. Umudum da çok önceden tükenmişti zaten. Sen hayatının büyük bir bölümünü okuyarak geçirirsin ve mezun olduğunda yaşayacağın ilk duygu hüsran olacaktır. Bu duyguyu tatmaya mecbursun. Burada senin tek eksikliğin tanıdığın bir vekil yakının olmamasıdır. Hayatının bu dönemlerinde yapacağın bütün emekler çöpe gidecek, kafayı yeme noktasına geliceksin. Buda toplam 16 senenin yok olması demektir hacı. Herşeye rağmen son bir gayret kpss ye girersin 78 puan alırsın yine seçilmezsin ve ipleri tamamen koparırsın. Çünkü başka çaren kalmamıştır. Çünkü o adamlar 60 puanla x bir devlet kurumuna müdür olmuştur. Çünkü o adamlarım vekil tanıdığı vardır. Sen bunlarla mücadele ederken diğer taraftan seninle mezun olan adamlar vekil tanıdıklarından dolayı devletin bir köşesine kapak atmış, sabah 9 akşam 5 haftasonu tatil 15.000 tl ye yatarak iş yapacaktır. Olay işte bu. Hamili kart sahibi yakınımdır olayını bilir misin sen. İşte o her şeyi açıklayan en net kanıttır. Daha önceden torpil ile işe girmiş adamlar çalışma arkadaşlarının yanında torpilini söylemeye utanırlardı, çünkü torpil aslında '' bak sen işe yaramazsın ama tanıdığın var  diye  sana kıyak geçiyorum'' demektir. Ve son yaptığım gözlemlere göre bu adamlar kendi aralarında torpil yarıştırır hale gelmişler hemde hiç sıkılma utanma emaresi göstermeden göğsünü gere gere bunu yapıyorlar. Benim torpilim hepinizin torpilini  sikerrr diye sırıtan adam gördü bu gözler. Özellikle bazı illerde bu torpil olayı yüzde 70 lere çıkıyor hacı. Hiç bir vasıfa sahip olmana gerek yok eğer bu illerden birinden doğduysan iş hayatına 20-0 önde başlamışsın demektir. Hangi il olduğunu sormayın amına koyyim hükümet tarafına bakın yeter.

 Üniversite de bir arkadaşım kazalara üniversiteye kazanmış yine kazara mezun olmuş ve şuan bir devlet dairesinde bilmem ne bölümünün müdür yardımcısı olmuş. Gerçekten hak etti mi? tabii ki hayır. Kendi deyimiyle nufüslu tanıdıkları varmış. Okuldaki ali hocayla muhabbet ederken tanıdığın yoksa senin işin çok zor demişti Ve bunu hala hatırlıyorum. Saygılar ali altuğ hocam. Neyse torpil olayınız varsa okumanıza gerek yok yabancı dil bilmenize gerek yok sadece az buçuk türkçe bilmeniz yeterli olacaktır. Sadece torpilinizi sağlayacak kişiye ben şunu olmak şu olmadı bu olmak istiyorum demeniz yeterli olacaktır. Sihirli  bir dokunuş yada söze gerek yok, bu kadar basittir olay. Mail atmayı bilmeyen  müdürler duymuş bu kulaklara hiç birşey anlatamazsın ya da bir umut var diyemezsin. Çünkü bizim toplumumuzda başına gelmeden hiç kimseye bu ülkede torpil var diyemezsin. anlatamazsın. Onun anlattıklarını da sen kabul etmezsin. Devlete ait 3 birimden 100 bin tl maaş alan adamlar var bu ülkede hemde hiç bir yeteneği olmayan sıradan kişiler bunlar. Bu olayı sadece bir partiye yüklemiyorum nerdeyse bütün partiler elinden geldiğince gücü yettiği yere kadar kendi tanıdıklarına torpil yapar. Bu vekil torpil olayı devlette doyuma ulaşınca özel sektöre de geçmiş durumda ve her yere el atılmış hak hukuk yerle bir olmuş vaziyette. Sonra çık hak hukuk diye ortalıkta söylen dur.  Peki sen hiç orta okul mezunu ceo gördün mü hacı, lan orta okul mezunu diyorum. Ben bu adamların hayatlarını size anlatayım biraz gördüklerimden dolayı. Sabah ise gel kahvaltı yap sonra sigara sonra yemek sonra çay molası sonra sekreteri nasıl anal sexe zorlarım diye  biraz kafa yormacalar daha sonra da kendisine tahsis edilen son model zırhlı arabayla eve dönüş. Pezevenkteki egoya bak sanki mit müsteşarı amk.Bu tipleri her noktada tanıyabilirsiniz. Land rover araba, gözünde bilmem kaç liralık gözlük, elinde iphone 11, kısa pantolon kahverengi ayakkabı, kocaman saat,elde tesbih veya başörtü altında parlayan surat ve kırmızı ruj ve ağız geveleyerek konuşma. Twitter da peşimde sürekli birileri var bi işi de bensiz halledemiyorlar paylaşım yapıp ego kasmacalı tipler. Bu sonradan görmüş gösteriş meraklısı tiplerle muhattap olmak çok ayrı bir konu çünkü anlaşmanız mümkün olmuyor. Cevap versen nerde olursa olsun kimin gözünde olursa olsun hep hatalı konuma sen düşersin. Arada bir baba yiğit çıkıpta ağzına sağlık demez mesela. Sadece kafa sallarsın sonra yine mide bulantısı. Hal böyle iken bu durumu yaşlılara anlatamazsın. Çünkü onlara göre üniversite okuduysan kesinlikle iş bulcaksındır. onlara göre bilmem kimin oğlu x şirketinde x maaşı alıp yurt dışında gezerken senin işsiz gezmen senin suçundur. Yine onlara göre torpil bu ülkenin devletinde olmayan birşeydir. Kesinlikle kabul ettiremezsin. Anlatamazsın sonra vazgeçersin. 

Diğer bir yanda el bebek gül bebek büyümüş en kaliteli okullarda okumuş, 18 yaşına geldiğinde altına araba çekilmiş, dilediği üniversiteye para basıp gitmiş, mezun olunca aile şirketinde işe girmiş, sıkıldığı zaman işi bırakmış, avrupa gezilerinde roma da bozmuş ya diye instagrama foto atmış, senin maaşının 5 katı olan gözlüğüyle ve yeni yaptırdığı bembeyaz dişleriyle kameraya gülümseyip hayat çok güzel ya demiş, senin hayatın boyunca gidemeyeceğin yerlere  gidip burasıda çok sıktı ya diye yakınmış, senin sıkıntıdan kayışları koparma eşiğine geldiğin onun ise abd de 2 katlı villasında burada çok sincap var diye story paylaşımı yapmış, senin ingilizce bilmeyen ingilizce öğretmininden yarım yamalak öğrendiğin ingilizceyi 30 yaşında bile toparlayamamış olman diğer taraftan özel öğretmenlerle 15 yaşında yabancı dil olayını çözmüş adamların bana akıl vermesi kanıma dokunuyor hacı kaldıramıyorum artık. Kimseyi aile şirketinde  çalışan peşinden ayrılmayan adamlarla karıştırma sonra çok fena üzülürsün baştan uyarayım. işte bütün bu olaylar senin başına da gelicek senin olmazsa çocuğunun başına gelcek o da olmadı torunun başına gelicek. senin kafanda da hep bunlar olacak hep kaygı içinde olacaksın. Onların derdi ise sırtını dayadıkları devletin  3 ayrı yöneticiliğinden gelen maaşlarla akşam parti story'si atmak, jakuzi de naber fakirler demek ve burma bileziklerle kahve peşirme videosu atmak olacaktır.işte bu kadar ucuz ve tiksindirici. Selametle...

16 Haziran 2020 Salı

Dolu bardak

bir gün yataktan kalkmak zor gelir çünkü gün içinde yaşayacağın boğuşmaları yaşamak istemezsin artık. bi gayret yataktan kalkarsın fakat o anda yapman gereken asgari sorumluluklar aklına gelir ve üşenirsin mesela artık. yürümek bile artık zor ve sıkıcı olur çünkü otobüse bineceğin aklına gelir keyfin iyice kaçar. otobüste ön kapının önünde dikilip akbilinin içindeki paraya göz ucuyla baktıktan sonra suratında kurnazca gülümsemeyle 20 tl uzatıp fazla akbil var mı diye soranları görmek istemezsin artık. zira kafasında 10 dakika hesap yapıp acaba yolculuğu nasıl beleşe getirebilirim diye düşündüğünü anlarsın artık mesela. değer mi aq 10 dakika bunu hesaplamak diyip gülersin  sonra niye akbil verdim ki diye kendine söversin mesela. seni görünce boş koltuğa koşarak giden salağı görünce tiksinirsin artık, boklu koltuğa kaldık sanki geç otur amk. Hayır bu böyle değil demene rağmen inatla bu böyle mi acaba diyene he tamam bu böyle he dersin çünkü anlatmaya güçün kalmamıştır artık. Yapması gereken işleri yapmayıp üstüne vazife olmayan işlere burnunu sokan insanları duymak istemezsin artık mesela. Bildiğin herseyi unutmaya başlarsın mesela çünkü kafada kayışlar kopmuştur artık mesela. Seninle alay edercesine konuşup sonra aklı başında birini olduğunu anlayınca anında sesini inceleten insanlarla muhattap olmak istemezsin mesela artık. Televizyon izlemezsin artık mesela çünkü siyasetçilerin yalanların bıkmışsındır artık. Yapabileceğin onca şey varken kağıt toplayıcıdan farkın olmadığını anladığında yıkılmak istemezsin mesela. Çünkü yıkıldığında toparlamanın ne kadar zor olduğunu bilirsin artık. Aman bir daha düşmeyelim diye kendini telkin edersin mesela. Ha gayret biraz daha sabret diyerek kendini gazlamak istemezsin artık çünkü sonucun hüsranla biteceğini bilirsin mesela artık. 2 taraftan sıkıştırıldığını anlarsın ama yapabilecek bişeyinin olmadığını kavramışsındır artık mesela.oturduğunda hiç kalmak istemezsin mesela artık zira ayakların bile seni taşımak istemez artık. Hiçbirşey istemezsin artık çünkü kafanın ağırlığını taşımak zor gelir artık. sadece kusmak istersin beynindeki herseyi kusmak istersin.

8 Haziran 2020 Pazartesi

Balık hafızası

Selam hacı. Bugün internette gezenirken türk halkının bir dönem çok büyük sıkıntı yaşadığı imar bankası olayına denk geldim. Bu olayda herseyin apaçık ortada olmasına rağmen halk bunu nasıl göremedi akıl sır erdiremiyorum. İmar bankası önce yüzde 13 faiz vermişti halka. Saf halkım buna kanıp bütün paralarını bu bankaya yatırmıştı. Sonra bu banka bütün parayı yurtdışına kaçırıp, iflasını açıklamıştı. Bu iflasta sadece halk değil devlette zamanın parasıyla 9 katrilyon zararı uğramıştı. Bütün bunlara rağmen gel zaman git zaman bu olayın sorumluları bu ülkede parti kurup 2 milyon oy almıştır. Neden böyle oluyor diye sormayın bana hacı. Bu halk balık hafızalı çünkü başka açıklaması yok bu işin. O dönemde yüzde 13 için çocuklarının geleceğini çöpe attı bu millet. Şimdi ise 3 tl lik yiyecek için aynı şey yapılıyor. Sen şu andaki yada 1 haftalık ihtiyacını karşılamak için yine çocuklarının ya da torunlarının geleceğini çöpe atıyorsun. Yapmayın artık bunu hacı, sana daha nasıl anlatayım bu olayları. Ve sonra fark ettim ki bu kişiler aynı kişilermiş. O yüzden boşa boğaz patlatmaya gerek yok. Bu ülkede ekonomi zamanla düzelir dolar zamanla düşer fakat yaratılmış olan insan karakter tipinin değişimi en az 30 yıl sürer. Tarihte öyle olaylar var ki gerçekten kanınız donacak cinsten. Adamlar ilmek ilmek geleceklerini işlemişler fakat sadece türkler bunu yapamamışlardır. Örneğin kazım karabekir; anadoluda yetim olan çocukları alıp eğitim verip asker yapardı. Bunlara zamanla gürbüzler ordusu adı verilmişti. Ve geneli ermeni çocuklarından oluşurdu. Hatta 60 darbesinin içinde gürbüzler olarak nitelendirilen bir çok subay vardı. Bunları sallamıyoruz hacı. Hüseyin hakkı kahvecinin ‘atatürkün katilleri’ kitabından devamını okuyabilirsiniz. İlmek ilmek işlenen bu düzende bir tane türk oluşumu yoktur maalesef. Tabii bazı iddaalara göre gazi’nin vasiyetinde 300.000 türk çocuğu yetiştirilmek üzere destek sağlanması gerekiyor deniliyor. Ee tabii gazi paşa öldükten sonra türklük bitmiş amerikancılık başlamıştır. Bak hacı türklük üzerine kurulu düzen en iyi düzendir. Şimdi şuan ortada olan türkçülük yapan partilerden bahsetmiyorum. Gerçek türklük senin başörtün yada namazın üzerinde durmaz yani allah ile kul arasına girmez. İç politikayı geçip gözünü dünyaya diker. Yani sen kürtsün veya erminisin üzerine kafa yormaz çünkü o olayları çoktan çözmüştür. Bunlara ayıracak vakti yoktur çünkü gözünden dünya vardır. Gazi paşa ve ordusunun denize döktüğü yunanlılar 20 yıl kendine gelememiştir hacı aç bak araştır. Şimdi ise yunan hükümeti biz herşeye hazırız sizden korkmuyoruz tehdidini bütün dünya önünde savurabiliyor. O yüzden hacı gelecek nesile yatırım çok önemli ve şimdilik en az 30 yılımıza mal oldu. Selametle

21 Mayıs 2020 Perşembe

Yanlış güç

Mümtaz sinemadan eve dönerken kapıda annesi karşıladı. Kendisine 2 saattir ulaşmaya çalıştıklarını söyleyip telefonunun neden açık olmadığından şikayetçi olup, yaptığı iş görüşmesine geri bildirim olduğunu ve yarın saat 9 Da iş görüşmesi için randevu verildiğini duydu. Mümtaz haberi duyunca sevinçten kulakları ağzına vardı. Fakat bir yandan da kendine kızıyor, tam 1 aydır beklediği iş nasıl olur da sinemaya gittiği güne ve saate denk gelirdi. Acaba telefonda ne konuştular diye düşündü sonra keşke ben konuşsaydım diye kendine kızdı. Nerden gitmişti sinemaya. Mümtaz sabah erken saatte kalkmış randevu saatinden yarım saat önce görüşme yapacağı şirkete gelmişti. Yaşanan aksiliklerden dolayı 9.30 insan kaynakları mert ile görüşme odasına geçebildi.yarım saat fazla beklemişti ama olsun dedi mümtaz, çünkü uzun süredir bu işi bekliyordu. Konuşmanın tam ortasında yönetici mert çay almak için yerinden kalktı. Mümtaz eğer bir gün iyi bir yerlere gelirsem görüşme esnasında kesinlikle kalkıp gitmeyeceğim dedi. Çünkü bu olay karşıdaki insanı küçüksemek demekti. Mert çayını aldıktan sonra mümtaza sigara içiyor musun diye soru yöneltti. Herşey güzel giderken nerden çıktı bu soru diye aklından geçirdi mümtaz, zira sigara içiyordu. Sigara içtiğini duyan mert’in birazdan suratı ekşidi ve diğer sorulara geçti. Görüşme bittiğinde mümtaz çok mutluydu çünkü sorulan sorulara hemen ve net şekilde cevap vererek bilgili olduğunu kanıtlamıştı. Şirket çıkışında mümtaz biraz soluklanmaya ve düşünmeye karar verdi. Sırtını dayadığı kolondan gelen serinlik onu rahatlatmıştı. Mümtaz saatine bakarken az önce konuştuğu yönetici mert’in elinde sigarayla çay keyfi yapıtığını gördü. Mümtaz içinden eğer bir gün elime güç geçerse çalışanlarıma asla yalan söylemeyeceğim ve görüşme yapacaksam 1 ay sonra aramayacağım,bütün işleri disiplinli ve şeffaf şekilde ilerleyecekti. Mümtaz işe başlayalı tam 1 ay olmuştu. İşyeri arkadaşlarından hakan ile yakınlaşmıştır. Bazen iş çıkışlarında beraber oturup 2 bira içerlerdi. Böylelikle hafta boyunca yaşamış oldukları stresten biraz uzaklaşmış oluyorlardı. Hafta başında yönetici mert çalışanların performansını yükseltmek için kendi astlarına belirli bir araştırma yapmalarını ve bu araştırmaya paralel olarak performans yükseltmek için gerekli fikirleri istemekteydi. Mümtaz 1 hafta boyunca yaptığı araştırmaların neticesinde performans yükseltmek için çok güzel fikirlere sahip olmuştu. Bunu yönetici mert’e göstermek istiyordu fakat mert o gün çok sinirli gözüküyordu. Mümtaz bu araştırmayı gösterirsem acaba ne der diyerek vazgeçti ve yakın arkadaşı hakana göstermeye karar verdi. Hakan gördüğü araştırmadan çok fazla etkilendi ve aa bende böyle bir şey çalışıyorum diyerek mümtazı tebrik etti. 2 gün sonra yönetici mert bütün çalışanlarına öğlen toplantı olacağını duyurdu ve hakanın sunum yapacağını duyurdu. Öğlen ufak bir toplantıdan sonra hakan sunumunu yapıyordu fakat mümtaz sunumu görünce kıpkırmızı oldu. Zira hakanın yaptığı sunum mümtaz dan gördüğü sunumun aynısıydı. Sadece kelimeleri değişmiş bazı cümleler ve önemli yerleri renklendirilmiş başlıklar vardı. Toplantı sonunda yönetici mert mümtaz’a dönerek hakanı biraz örnek alması gerektiğini söyledi. Ve mümtaz içinden iş yaşamında yaptığı şeyleri herkesten saklayarak yapması gerektiğini ve başkalarının fikirlerini çalmanın çok iğrenç birşey olduğunu fark etti. İnsan ilişkilerinin eğitiminin verilmesini ve işyeri olsa bile çalışanlara etik kuralların eğitiminin verilmesi gerektiğini düşündü. Mümtaz çalışkanlığıyla herkes tarafında parmakla gösterilmekteydi. Ama bu yetmiyordu. Mümtaz nerede hata yaptığını anlamak istiyordu ama bulamıyordu. Mümtaz iyice içine kapanık hale dönüşmüştü verilen işleri isteksiz yapıyordu buna karşılık istifada edemiyordu. Bakması gerektiği bir ailesi olduğu düşüncesi onu mutsuz çalışan robota dönüştürmüştü. Mümtaz içinden eğer iyi bir yere gelirsem, çalışkan zeki ve atılgan personelin her zaman korunup kollanması gerektiğini geçirdi aklından. Fakat mümtaz hiçbir zaman yükselemedi. Gücün kendi gibi birinin eline geçmediği sürece kendisinin de yükselemeyeceğini fark etti. mümtaz artık yürüyen cesede dönüşmüştü...

Maske

 Selam hacı. İnsanlar, çocukluktan çıkıp aklını başına aldıktan sonra çevresini ve toplumu takip ederek, yaptığı gözlemlerden sonra o toplum...