22 Temmuz 2025 Salı

İstanbul Kadıköy'de Beş parasız


 

Kaldırın lan şu örümcek ağlarını uzun zamandır yoktum buralarda, neyse başlayalım hacı

2022 yılına girerken hepimizin içinde bir umut vardı. "Pandemi bitiyor, işler açılıyor, hayat normale dönecek" falan filan... Bende de aynı saflık, aynı umut. Yeni yıla evde, sessiz sedasız girmiştim ama içimden demiştim: “Bu sene toparlanacağım.”


Ben toparlanacağım dedikçe hayat bir yerlerden dağıtmaya başladı. Daha mart ortası. Pazartesi sabahıydı. Evde kahvemi yapmış, bilgisayarımı açmış, kurumsal e-postaları yokluyordum. Derken bir mail: Konu başlığı "Bilgilendirme", altında tek bir satır:


"Yolun açık olsun."


İnsan kaynakları bile değil. Direkt patron. Bu kadar net, “şut.” Yani “geçmiş olsun, siz artık işsizsiniz” bile denmemiş. İşsizliğin resmi belgeye dökülmüş versiyonu. Baktım dışarıya; gökyüzü gri, İstanbul gri, ruhum zaten griydi.


İlk günler güzeldi aslında. “Kafamı toparlarım” dedim, Netflix’te film maratonları, kahve, kitaplar… Derken ikinci haftadan sonra o kahve bitmeye başladı, o kitapların sonu gelmedi. Market fişleri küçüldü, evdeki zeytin sayıya döküldü, ekmek bayat ama dertler taze. Kart bakiyesi sıfırlandı. En son Simit Sarayı’nın önünden geçerken gözlerim doldu. Simit bile pahalı gelmeye başladı amına koyyim. Cepteki her kuruşun hesabını yapar oldum.


İş ilanlarına CV gönderip durdum. Dönüş yok. Arkadaşlarım “freelance takılıyoruz” diyor. Yani işsiz ama cool. Borçta istenmiyor anlayacağınız üzere. Bense işsiz ve bunalmaya başlamışım. En son bir kafede bulaşıkçı arandığını gördüm. Gittim. Sahibi “elin hızlıysa alırım” dedi. Dedim “elim değil, ruhum bile hızlandı, ver önlüğü.” fazla uzatmaya gerek yoktu çünkü iş anında başka biri tarafından kapılabilirdi.


Kadıköy’de bir kafenin mutfağında başladım çalışmaya. Sabah 10’da giriyorsun, gece 12’de kadar çıkmıyorsun. Arada bazen erken çıkış yapabiliyorsun. Ama hafta sonra imkansız malum Kadıköy yoğunluğu. Neyse moruk, Deterjan ellerini yakıyor, sıcak su beynini haşlıyor. Günde 400 tabak, 300 bardak, 1 patron ve sıfır takdir. Mutfak dediğin moruk, L şeklinde 1.5 metre genişliğinde 6 metre civarı uzunlukta,yani anlıyacağın 2 kişi zor geçiyor, birde elinde çöp veya yukarı taşınması gereken tabak,bıçak, bardak varsa çarpışmadan geçmek imkansız hale geliyor. Çapışma esnasında ablalardan sürekli laf yiyordum yürümesini bilmiyormuşum :) ilk zamanlarda insanların yemek yedikleri tabaklara yada çatallara el sürmekten tiksinirken 1 ay sonra sikerim anasını diyip tabaktaki yağı ve kalan yemekleri elimle sıyırıp direk makinaya atıyordum. :)) Moruk öyle kolay gibi gözüksede çok zor iş ilk günlerde bel ve omuz ağrısından düzgünce uyuyamadım aq.


Mesai sonunda elime 100 TL verdiler. Düşünsene, 15 saatlik sabunlu maraton = 100 TL. Ama işte o anın verdiği sevinç… cebinde para var ya, kendini CEO sanarsın. Ama sonra anlıyorsun ki bu şehirde 100 TL bir şey değil. Eve dönemem. Taksi hayal aq işten eve 70 TL tutuyor. Otobüs desen gece 12 de yok. canım sıkkın halde gezerken karşıma bir pansiyon çıktı


X Pansiyon – Gecelik 30 TL


İçeri girdim. Adama en ucuz oda fiyatını sordum. Resepsiyonist baştan aşağı süzdükten sonra 30 TL dedi ve Anahtarı verdi. Ben parayı verdim. Oda 306 dedi. Dar bir koridordan geçtim. Odaya girdim. Koku ilk önce çarptı. Oda dayanılmaz şekilde kokuyordu moruk. Battaniye sapsarı, yastık sarının ötesinde. Sanki her gece birer hatıra emilmiş içine. Burası pansiyon değil; sabrın ve kokunun yurdu.


Odamda 3 kişi vardı. Her birinin hikâyesi, benimkinin üstüne toprak atar cinstendi. Moruk bu tarz yerlerde uyumak inanılmaz derecede zor, odada sürekli öksürükler, boğaz temizle, tuvalete kalkıp gelme, osurmalar, yan odadakilerin sesleri, Kadıköy olduğu için dışarda sürekli kavga, araba korna sesleri, polis siren sesleri asla eksik olmuyor, ancak gece 3-4 gibi herkes artık bitkin düşünce uyuyabiliyordun.

Farid vardı mesela 24 yaşında. Afganistan’dan kaçmış gelmiş. Kaç kere kaçtığını sormadım malum ülkeye girip girip çıkıyorlar hehehehe. Türkçesi zayıf, ama duygusu güçlü. Bir gece cebinden buruşturulmuş bir fotoğraf çıkardı. Annesi. “çok özledim,” dedi. Siktir git ülkene der gibi bir baktım ama bir şey deyemedim. Sonra sustu. Her gece o fotoğrafı yastığının altına koyuyor, sessizce uyuyordu. Uyuyabildiği zaman tabii.

Sonra İsmail Abi. 49 yaşında. Adana’dan gelmiş. Zamanında müteahhitmiş, işi batmış, karısı terk etmiş. “Ben sıva yaparken hayatım çatladı,” dedi bir gece. Gözlüğü kırık, ama hâlâ takıyor. Camı çatlak, hayatı gibi. “Her şey bulanık ama gereksiz detayları net görmüyorum artık,” diyordu.

Ve Mert. Yaşça bana yakın. Eskiden müzisyendi. Cihangir barlarında gitar çalardı. Pandemi geldi, barlar kapandı, sevgilisi terk etti, müzik sustu. Şimdi geceleri kulaklıkla boş odaya bakarak beat yapıyor. Bir gün “Yeni şarkının adı ne?” diye sordum. Gülümsedi:


“Bira içtim, yatağımı kaybettim.” bu şarkı ismide yine pansiyon paramı biraya verip bankta yattığım anımı anlatınca aklında canlanmış. Müzisyenlerin kafada iyi çalışıyor aq.


Tuvalet? Kapısı yok moruk menteşelerden kırılmış alıp kenara koymuşlar. Ciddiyim. Fiziksel olarak yok. İçeri girerken öksürüyorsun, içeride biri varsa "dolu" diye homurdanıyor. Koku dersen… anlatılacak gibi değil. Bok, çamaşır suyu ve umutsuzluk karışımı bir şey. Biri zaten o tuvalete girip çıkarken koku bildiğin bir karaktere bürünüyor ve saatlerce içeride oturuyor asla gitmiyor hehe.

Bir gece elimde kalan son 60 TL ile 3 kutu bira aldım. Pansiyona dönemedim tabii. Moda sahiline yürüdüm. Parkta bir banka uzandım. Gökyüzü açıktı. Kedi geldi, ayakkabımı kokladı, sonra yanıma uzandı. O an düşündüm: bu yaşadıklarımı bir yerden hatırlıyorum diye.


George Orwell Paris’te aç kalmış olabilir. Ama o Moda sahilinde banka uzanıp birayla yıldızlara bakmadı moruk.” zaten baksa bu ne soğuk aq derdi 

O gece uyandığımda üstüm çiğdi. Ama içim sıcaktı. Çünkü alışmıştım artık. Dibi gördüm. Dibi o kadar tanıdım ki, artık yerimi biliyordum. Bu şehir beni dövdü, ama sokakta da ayakta kalmayı öğretti.

Şimdi arkama dönüp bakınca, 2021 yılı bana hayatın şu gerçeklerini öğretti:


– Bulaşık deterjanı sabun değil, felsefedir.

– Ayak kokusu dayanışma yaratır.

– Bazen bira içmek, uyuyacak yatağını kaybettirir.

– mesela otobüse çingeneler binerde otobüsü iğrenç derecede bir koku kaplar ya ben o kokudan artık rahatsız olmuyorum moruk :) 


Farid hâlâ o fotoğrafla uyuyordur. İsmail Abi belki hâlâ Moda sahilinde yürüyordur. Mert belki hâlâ yeni şarkısını bitirememiştir. Ben mi? Hâlâ yaşıyorum moruk. Nispeten daha iyi bir şirketteyim, yanımda çalışan 8 kişi var. Arada gözümün tuttuğuna yaşadığım şeyleri tam anlatmadan biraz dolandırarak yol gösteriyorum. Her ne kadar Afgan yada Suriyelilerle aynı odada kalmış olsamda şuan bir duruşum var aq :)

yani moruk bazen hayat insanın önüne ne çıkarır hiç belli olmuyor. Birgün iyi bir iş birgün kötü bir iş. Bazende insan kendi düşüşüne izin vermelidir. Bu düşüşlerde neler yapabileceğini ve nasıl başa çıkacağını kendinde görebilmelidir ve ders çıkararak en güçlü şekilde geri dönmelisin


Selametle morukcum

24 Eylül 2022 Cumartesi

Küçükler içinde büyük olmak

Selam hacı

Uzun zamandır buralara pek uğramıyorum aslında uğrayamıyorum çünkü aşırı derecede yoğunum hacı. Yoğunluktan Ara sıra kafamın içinden siren sesleri duyduğum için bir boşluk bulup buraya gelmek imkansızlaşıyor. O yüzden buralara uğrayıp örümcek ağlarını temizlemeye gelemiyorum. Sizlere daha önce neden 'prospektus' nick name'i kullandığımı açıklamıştım. Eski taşakları yere sürten  okuyucularım bilir yeniler  gidip o yazıyı bir zahmet bulsunlar, beni uğraştırmayın. Okuyun aq.   Arka sıra dinle evladım, tebeşiri kafana fırlatırım bak. Biz hala kara tahta kullanıyoruz aq sikerim beyaz tahta kalemini şimdi.

Neyse gel hacım şöyle, yanaş la yemiyeceğiz seni hehehe, kendimi bildim bileli magazinsel olaylardan hep nefret etmişimdir. İşin en kötü tarafı benim haberim olmadan bu magazinsel olayların içine bir şekilde itilişim olmuştur. Lan oğlum siz salak mısınız,  ben ünlü falan değilim hatta genel olarak insanlardan nefret eden, topluma pek ayak uyduramayan sıradan bir insanım. Benim sosyal medyamda 35 takipçim var anasını satayım. Beni kendi televolenize sokmanız beni ancak güldürür. Burada olayın en önemli kısmını atlayıp bana soru sormak isteyen insanların taa anasını sikeyim. Benim hayat amacım asla küçükler içinde büyük olmak değil büyük içinde büyük olmaktır. O yüzden siz küçükler kendi aranızda televole oynamaya devam edin,

 İnsanların duruşundan dolayı bazen insanlara saygı duyarsın ama aslında o duruşunun arkasında mahalle dedikocusu bir karı olduğunu görünce yıkılırsın, televziyonda Esralı mügeli şeyleri izleyip üzülen insanları görünce sinirlenirsin, köpeğine aşkım bitanem diye seslenen amcayı görünce kahrolursun. Kafasının zehir gibi çalıştığını bildiğin arkadaşını işe alınmayışını duyunca avazım çıktığı kadar bağırıp küfürler yağdırmak istersin. Ticaret bilmeyen adamın 100 TL ye aldığı ürünü 60 TL ye sattığını ve adamın bak ben para kazanıyorum dediğini duyunca yığılırsın. Bre AMK salağı sen zarar ediyorsun demeye kendinde güç bulamayınca tiksinirsin. Taksicinin seni uzun yoldan götürmek için girdiği çabayı görünce hayıflanırsın.  Hayatta bu kadar boktan şey varken yanındaki insanlar senin başarını değil senin içinde dahi olmadığın magazinsel olayları konuşur. Dedim ya hacı asıl güç büyükler içinde büyük olmaktır. Küçüklerin büyüğü olanlar elinde tesbih ile bir köşede oturup yolda geçenleri izleyip dedikodu yaparlar ve siz bunlardan biri asla olmayın

Herşey siktiğim sosyal medyası ile başladı. Önce kapı komşumuzun ne kadar götlü bacaklı ve memeli olduğu fotoğraflara maruz kaldık. Pandemi ile birlikte işler iyice çığrından çıktı ve dayanılmaz boyutlara geldi. Önce pilava 4 kilo ketçap sıkan adamı izlettirdiler sonra evde aynısını yaptınız, kız arkasının suratına osuran adamı izlettirdiler aynısını evde yaptınız, babasını kafasına vurup suratına pasta fırlatan adamı izlettirdiler aynısını  evde yaptınız, Hadise'nin donunu izlettirdiler aynısını kapı komşunun kızına yaptınız, kocasına eve erkek attım şakası izlettirdiler aynısını evde yaptınız, kimin bu kocası yaptığınız, yaşlı başlı insanlara bok şakası yaptınız, vatan millet sayfası açıp çoluk çocuğa yürüdünüz. 

Elias canetti ye göre her insan sosyal bir topluluğa girence ya da o sosyal yapıda bulunan bireylerlerin onayını almak için, kendi benliğini bir kenara bırakıp o sosyal topluluğun maskesini takar. Böylelikle o maske sayesinde kabul görür. Bu maskenin gücünü gören birey artık her alanda ve her konuda çeşitli maskeler takarak hayatını rahat bir şekilde geçirir. Maske kullanıcısı ancak eve gittiğinde,  kendi ile başbaşa kalınca maskesin çıkartır der. Bunları farkında olup bu maske kullanıcıların toplum içinde süper iyi insan olarak görülmesini görmek volim kusmuğu etkisi yaratıyor. Volim midemi palavracı insanlar ise kafamı kusturuyor hacım.  Peki gerçekten toplum içinde kabul görmek bu kadar önemli mi? Değil hacım. Türk toplumunun inanılmaz derecede ahlak ve akıl çöküşü içine girdiğini ve bu çöküş devrim gibi değil evrim gibi yavaş yavaş gerçekleştiğini hepimiz anlıyoruz ama sadece seyretme kalıyoruz. Böyle topluluklara bir şey anlatmak neredeyse imkansızdır. 3 yıl önce söylemeye çekindiğimiz bir şeyi şimdi toplum içinde rahatlıkla söyleyebiliyoruz ve en boktan şey bile normal hale gelmiş durumda. Gerçekten böyle topluluklardan kaçmak mümkün mü? Hayır. Hâl böyle olunca, böyle iğrenç bir sosyal yapıya girmek istemiyorum ben. Zira böyle yapılara girince sürekli başım ağrıyor kaldıramıyorum hacı. Bu tarz küçük topluluklarda büyük olabilmek için harcanan çaba gerçekten değer mi? Cevabım yine hayır AMK. Tek önemli olan büyükler içinde büyük olmaktır.



Selametle











14 Eylül 2022 Çarşamba

İleri sar

 Merhaba arkadaşlar, benim adım Metin Demir.

Çocukken akrabalarım ve komşularım arasında “bu çocuk çok büyük adam olacak” diye sevilirdim. Bana soru soran kişiyi, soru sorduğuna pişman hâle getirirmişim. Hey gidi günler hey. Çocukken yaptığım akıl dolu ve kıvrak zekâlı cevaplarım aile konuşmalarında hâlâ konuşulur ve hep beraber eski günleri yâd ederek güleriz. Benim hakkımda yapılan öngörüler doğru çıkmadı çünkü büyük adam olamadım. Hayatım boyunca ilkeli ve dürüst olduğum için kaybettiğim doğrudur; çünkü çocukluktan çıkıp büyüme evresine geçiş dönemimde ailem ve akrabalarımla daha çok vakit geçirdim. Bundan dolayı üstün zekâ sınıfından çıkıp normal zekâ düzeyine indim. Bu akrabalardan sonra kitap okuma alışkanlığım bitti ve bunun yerine okulu bırakıp asgari ücrete sigortalı bir işe girdim. Çünkü ailem ve çevremdekiler bu hayattaki en önemli şeyin sigortalı bir iş olduğunu beynime kazımıştı daha o yaşlarda. Neden bunların dediğini yaptım ki…

23 yaşımda uzaktan akrabam olan ve iyi biri olduğunu düşündüğüm biriyle evlendirildim. Hayatımın büyük bir kısmını çalışarak ve doğacak çocukları büyütmekle geçirecektim. Bunların hepsine hazırlamıştım kendimi. Hem asgari ücretli, sigortalı bir işim de hazırdı artık. Bir yandan karımın isteklerine, diğer bir yandan okul okuyan bir kız bir erkek çocuğuma para yetiştirmekle geçecekti ömrüm. Sigortalı işimi ve sadece akrabalarını iş yerinde konum sahibi yapan işverenimi her şeye rağmen seviyordum. Bunlardan sonra çok şükür oğlum üniversiteyi 2. olarak bitirdi. Bunca emeğin karşılığını alma vakti geliyordu artık. Mezuniyet törenini görmenizi çok isterdim. Hep beraber şarkı söylemeleri, birbirlerine sarılmaları, birbirlerine gülümseyip “işte başardık” diye konuşmaları ve özellikle keplerin havada uçuşması olayını kesin görmeniz lazımdı ama elimde fotoğraf yok arkadaşlar. Daha doğrusu telefonumun kamerası bozuk olduğu için çekememiştim fotoğrafları.

İki yıllık işsizlikten sonra oğlumun geçen gün yaptığı iş görüşmesinden çok umutlu değildik fakat birbirimizi kandırarak umutlu gibi görünürdük. Üzgün ses tonuyla “bu sefer olacak baba” derdi ama kendi bile inanmazdı söylediğine. Yine geçen gün bu durumu düşünürken aslında oğlumun dereceyle okul bitirmesine gerek olmadığını fark ettim. Sadece ismini verebileceği bir vekil ya da üst düzey bir siyasetçi veya büyük bir patron ismi yeterliydi. Ama verebilecek bir ismimiz yoktu. Bizim zamanımızda “hamili kart sahibi yakınımdır” diye kartla dolaşanlar olurdu. Bu kartı taşıyanlar bir vekilin tanıdığı olduklarını belli eder ve hemen işe alınmak için patronlarına verirlerdi. Fakat o kartla işe girenler torpilini herkesten saklardı; torpille işe girmek, kafasının çalışmadığı ya da hak eden başka birinin hakkının yenmesi olarak algılanırdı. Şimdi ise herkes “benim torpilim senin torpilini siker” diye yarışa giriyor, birbiriyle kavga ediyor. Sahi ne ara bu duruma geldik? 2002 diye tahmin ediyorum ama bu konuyu konuşmak istemiyorum. Belki hepimizin oğlunun iş hakkı böyle elinden alınmıştı. Neyse… Hani size oğlum mezun olurken arkadaşlarıyla yaşadığı o mutlu günden bahsetmiştim ya, işte o mutluluğun yerini hüzün ve hayal kırıklığı almış durumda. Neyse ki oğlum Amerika’ya gidince eski mutluluğu geri geldi.

Bu aralar sosyal medyaya sardım arkadaşlar. Üst komşum Ayten buradan sürekli göğüs çatalı fotoğrafları atıyor. Altına “seninle evlenmek için her şeyi feda ederim” diye yazan tuhaf tipler var. Gerçeği söylemek gerekirse ben de bu fotoğraflara beğeni atıyorum fakat benim paylaştığım cuma mesajlarının hiçbirine beğeni atmıyor, bu duruma bazen çok alınıyorum ama yapacak bir şey yok. Aslında alınacak bir durum da kalmadı artık çünkü beni arkadaş listesinden çıkarmış aq.

Bir de karşı bina komşusunun oğlu var. Adı Berke gibi bir şey sanırım ama tam olarak hatırlamıyorum anasını satayım. Kendisi oğlumla aynı yaşta ve çocuklukları beraber geçti diyebilirim. Toktik diye bir uygulamadan kazandığı paraları göğsünü gere gere paylaşıyor ve kendisiyle muhteşem gurur duyuyor. Sokakta beni görünce “Meto amca naber yaaa” diye sesleniyor. Ben de içimden küfür ediyorum. Annesi ve babasıyla her karşılaşmamızda oğullarından başka bir şey konuşmuyorlar. Bir ara merakımdan Berke’nin bazı videolarını seyrettim ve utancımdan videoyu hemen kapattım. Benim niye utandığımı soracak olursanız buna cevap veremem. Herhalde geri kafalıyım ben. Sonra bir sigara yakıp oğlumu okutarak yanlış yapmış olabilirim düşüncesine kapıldım ama hemen kendime engel olup bu düşünceden hızla uzaklaştım.

Emekli maaşımı alınca bazen İstanbul’u geziyorum arkadaşlar. Aslında İstanbul’un sadece çalışmak için değil, gezilecek bir yer olduğunu da fark ettim. Ne kadar da tarihi yerlerimiz varmış. Tarihi yerlerimizde Türk insanını bulmak gerçekten zor; buralar başka ülkelerden gelmiş, Türk tarihini ya da Türkiye’de atalarından kalmış tarihi yerleri görmeye gelen genç turistlerle dolu. Yerebatan Sarnıcı gerçekten çok güzelmiş hehehew. Ama param çok dayanmıyor, hemen bitiveriyor.

Artık 60 yaşına geldim ben dostlar. Hep ileri ve uçuk kaçık şeyleri düşlerken ev, araba taksidine giren standart bir dallamaya dönüştüm. Ev taksitlerim iki ay önce bitti ama araba taksidimin bitmesine bir sene var. Bu ay Amerika’ya giden oğlumdan biraz borç para istemeyi düşünüyorum ama yapamıyorum. Oğlu da olsa insan utanıyor. Bu aralar bazen kahveye sarıyorum sanırım. Kahvedeki okey arkadaşım Hasan her seferinde “ahaaa okey bittim ben aqqqq” diyen tuhaf bir tip. Bir de Kazım var; o da gazetelerin magazin haberlerini okuyan, Hülya Avşar’ın kızına gözlerini fal taşı gibi açarak bakan sapığın biri. Kazım’ı bazen üst komşum Ayten’in fotoğraflarına bakarak iç çektiğini görüyorum ve bizim okeyci Hasan’dan Ayten’i nasıl anal sekse zorlarım diye ders almaya çalışıyor. Hasan da okey taşlarını dizerek, okey oynama taktiği anlatıyormuş gibi bir şeyler geveliyor, sonra gülüşüyorlar. Aslında Kazım çok ilerici biri. Netflix denen bir programın gençleri sapıklaştırdığını düşünüp böyle şeylerin örf ve adetlerimize ters düştüğünü söylüyor. Onlar konuşuyor, ben dinliyorum. Zamanı geri almak istiyorum.


2 Mart 2022 Çarşamba

Volim kusmuğu

 Selam hacı

Oooo buralar toz içinde kalmış. Şu penceleri açayım havalansın bari buralar. Hay amk ya yüzüme örümcek ağı yapıştı heh heh hee.

Uzun zamandır buraya gelmiyorum hacım. Sebebini soracak olursanız, söylerim ama çok uygun olmaz zira işimden kovulunca, piyasada da iş olmayınca mecbur diyip  bulaşıkçılığa başlamıştım. O dönem bir şeyler yazmayı denedim fakat günde 12 saat tabak yıkamaktan kollarımda derman kalmadığı için yazdığım yazı yarım kaldı. Tamamlamayı denedim ama o duyguları hissedemediğim için kalan devam yazım bok gibi oldu. Bende sikerim anasını diyip oracıkta bıraktım. İyi de yapmışım.

Eski okuyucularım bilir ben buraya bir şeyler yazarken asla düşünmem, bazen harf hatalarını bile düzeltme gereği duymam. Daha önceki yazılarımda bundan bahsetmiştim. Burası benim kafamı hunharca boşaltma yerim ve moralim bozuk olunca gelir buraya kusar giderim ve kustuklarımı incelemem. 

Dediğim gibi hacım yaklaşık 7 aydır bulaşık yıkıyorum. Paramparça oluyorum, ayaklarım ellerim yara bere içinde. Parçalarım sağa sola dağılmış bir kısmı koltuğun altına kaçmış diğer kısmı kirli tabakların içine. Bulup toparlayamıyorum. İçimdeki bir kaç damla gücü bir araya getiriyorum bir şeyler yapıyorum yine olmuyor. Çaresizliğe gömülüyorum. Sonra hırslanıp yeniden saldırıya geçiyorum sonra yine vazgeçiyorum. Arada bir manitacılık olaylarına girdim ondan da bir sikim olmadı. Zira kadın milletinin ne derece tuhaf varlıklar olduğunu söylemiştim. Kimse bana ilgi göstermiyor diye ağlayıp, ilgi gösterimce ben sıkıldım diyecek kadar enteresan varlıklar. Neyse bunları siktir edelim hiç kafamızı bulandırmayalım hacım.

Geçen gün arkadaşlarla bir şeyler içelim diye dışarıya çıktık. Ama yemin ediyorum bacaklarım tutmuyor. Ayağımın ağrısı o kadar büyük ki kendimi bulduğum ilk sandalye'ye atıyorum sürekli. Sonra ortamdan ve kendimi kaybetme istediğiyle önüme geleni içtim hacım. Bir noktadan sonra her şey kesit kesit gelmeye başlayınca aha tamam ben oldum  aq dedim. Kafamda yerini bulunca  kendimi oynarken buldum aq. Ki benim oynama olayım imkansıza yakın bişe. Zaten yıldız tilbe gibi oynadığıma yemin edebilirim. Hehehehe.. Ama oynarken bacaklarımın kopmak üzere olduğunu hissettim aldırmadım hacım. Günün 12-13 saatini ayakta molasız geçirince bunlar olabiliyor. Neyse Hoplamaya devam aq diyip eğlenmeme baktım. Arkadaşlara  hacılar;  bu kadar yeter  artık diyip mekandan çıktık. Kafam çok iyi  he ve keyfim yerinde gülüyorum amuğa koyim diyorum falan. İnsanlarla sohbet ediyorum ara ara :D  ve o an aklıma eski mahallemde oturan laz reşo adlı bir adam geldi aklıma. Adam ayıkken kimseye selam vermez ama 2 bira içtim mi önüne gelene sarılır, öper, sohbet ederdi. İşte o gün kendimi bu adam gibi hissettim anasını sikeyim. Mekan çıkışı yanımda bulanan ayı ali; tanıdık tekeli gaza getirip bana rica, minnet, yakarış ile volim adlı içkiyi içirdiler. Yeşil renk olanından. Şunu baştan söyleyeyim  o volimi icad edenin ustanın, o içkimsi şeye onay verenin, tadımını yapan, ruhsatını çıkaranın ve  satan herkesi tek tek götünden sikeyim. O lanet şey tüm gecemi iptal etmekle birlikte ertesi gün boş midemi 2 defa kusturmayı başarmış bir içkimsidir. Bir insan onu nasıl içer aq aklım almıyor. Sabah tadı her ağzıma geldiğinde kustum. Beraberinde karın ağrısı ve müthiş derece baş ağrısı getirdi. Volim içmeyin içirtmeyin hacılar. İçeni görürseniz ağzının ortasına 45 numara ayakkabınızla şöyle sağlam tekme atın ama emin olun hiç bir şey olmamış gibi kalkıp yoluna gidecektir. O alkolü içen avatardır, terminatördür. Hejeheh

Dedim ya uzun zamandır kendi  mesleğimden iş bulamadığım için bulaşık yıkıyorum diye. Bu işlerden yorulup, kendimi toparlayarak iş görüşmelerine başladım. Size daha önce şeffaf olmayan işi gücü politik doğruculuk ya da palavracı insanlardan uzak durmanızı uzın uzun anlatmıştım. Ve bu tip insanlardan gerçekten sıkıldığım için mesleğimi bıraktım. Cebimdeki son parayla simit hesabı yaparken  kol saatimi sattım. Kadıköy' ün en iğrenç pansiyonlarında afgan ve suriyeli mültecilerle aynı odayı paylaştım.  Tuvalet kapısı kırık, yastıkları sapsarı olan boktan pansiyonlar da horul horul uyudum.

Geçen gün orta büyüklükte bir şirket benimle iletişime geçti. Önce online görüşme sonrasında  uygun görülürsem 2. görüşmeye  hak kazanacaktım. Ee tabii ki görüşme olumlu geçti ve diğer müdürle görüşme imkanı buldum. Bu kadar boktan bir görüşme yapacağım aklımın ucundan bile geçmezdi. Kendimi en zor soruları hazırlarken -mail atmayı  biliyor musun? Gibi saçma,iğrenç bir soruyla karşılaştım. Cevap bile verirken kısık sesle evet diyebildim. Donup kaldım hacım. çalışanlar bu kadar mı kötü hale geldi. Görüşmemiz bitince işin olmadığını anladım hacılar. Anlamamak için salak olmak lazım zaten. Ve en önemlisi volim içmişken başıma gelen mide ağrısının aynısını yaşamaya başladım.

Neyse bunları kabullendim şirketi kafamdan sildim attım hacım. Midemdeki baskı ve sancıdan kurtulmuştum. Derken dün telefonuma gelen mail ile  karnımdaki sancılar yeniden başladı. Gelen mail ise şöyle

Merhaba bay x; sizinle yaptığımız görüşme bizim için gerçekten olumlu fakat başka aday ile devam etme kararı aldık. Sizin cv' nizi notlarıma kayıt ettim ve ilk ihtiyaçta ve başka pozisyonlarda sizinle hemen iletişime geçeceğim. (Tamamen palavra) şeffaflığa ihtiyaç duyuyorum bazen.

Karnımdaki sancılar 2 katına çıktı ve hemen kusma isteği duydum. Nasıl da özlememeşim ben bunları diye düşündüm aq. İnsanlar bulunduğu konum itibariyle bu kadar basit ve net şekilde yalan söylememeleri gerekiyor ama işte malzememiz bunlar. Sabah kalktığımda ağzımda yine volim tadı olduğunu hissettim ve kusma ihtiyacımı giderdim :D ama ne tuhaftır ki   o akşam volim içmedim sadece atılan iğrenç samimiyetsiz,palavra dolu mail ve konuşmalar geldi aklıma.  Ve hacım kafamda midem gibi tepki veriyor artık. Bu  tip olaylara volim muamelesi yapıp kusmamı sağlıyor. Gerçekten emin olun hacılar, aynı odayı paylaştığım afganlar, sifonu çalışmayan o izbe pansiyon bile midemi bu kadar bulandırmamıştı.

Selamatle  mahalle muhtarınız  :D








































15 Mayıs 2021 Cumartesi

Palavracı

 Selam hacı.

Geçen gün bloga bir şeyler yazmak istedim ama yazamadım hacı. Yazıp sildim yazıp sildim. Sonra fark ettim ki aslında yazacak bir şeyim yok bitmiş kalmamış. Bu nedenle bloga ‘ben artık bu blogu bırakıyorum’ minvalinde bir yazı yazdım ve büyük ihtimalle paylaşmayacağım zira şimdi baktım da o bile yarım kalmış aq. Size daha önce bahsetmiş olduğum gibi yazabilmem için moralimin acayip derecede kötü olması lazım. Ve bugün uzun aradan sonra o eksi veya berbat ötesi morale ulaşmış bulunuyorum. Hadi hayırlısı, arka sıra dinle evladım bir şeyler yazıyorum şuraya. :)

Herkesten bıkmış durumdayım, çevremdeki herkesin herşeye  at gözlükleriyle bakmalarından tiksinti geldi artık. Kaldıramıyorum hacı. Şimdi hayat öyle bir olay ki dünya’nın her yerinde hemen her alanda iş konusunda palavracı adam palavlarıyla bir yerlere gelebiliyor ve bu duruma her yerde rastlayabiliyoruz.  Bu palavracı adamlar hayatlarında çok önemli resmen altın değerinde bir olay keşfettiler abi. Palavralarını insanlara satarak statü ve duruş sahibi olmak. Hayatı bu kadar basit, engelsiz ve sadece abartılı konuşarak elde ettikleri bir durum  haline getirdiler hacı. Bu adamlar genellikle elinde tesbih, sol kolunda kafam kadar parlak saat taşıyan, R harfine vurgu yapan, telefonda konuşurken burun çeken, sizin 2 cümlenize cevap olarak -bu gözler neler görrrdü haa biliyonmu? diyen tiplerdir. Bir de bu tiplerin beyaz yaka olanları var. Onlarda, özellikle iş yerlerinde olan, sen bizim için vazgeçilmezsin, senin yerin doldurulamaz, senin için elimden geleni yaptım ama olmadı, sen olduğun için içim gerçekten çok rahat, sana güveniyorum, seni düşünüyorduk bu pozisyona diyen patron veya yönetici olan kişilerdir. Şimdi bu adamların hayatları boyunca satmış oldukları bu palavraları sorgusuz sualsiz kabul eden veya bu yalanlara alkış tutan salaklar var ya hah işte bu salaklar yüzünden bizim sürekli başımız ya belaya giriyor ya da bu adamların o saçma salak palavralarına maruz kalıyoruz. Bu palavracı adamların önde bayrak filama sallayanları ise televizyonlarda görmüş olduğunuz takım elbiseli siyasiler, kafasında sarık olan din adamları, Amerika’da eğitim aldığını söyleyen yaşam koçları, kibar ve hafif kırıkça konuşan astrologlar ve bilirkişi olduğunu iddia eden enteresan ve gereksiz tiplerdir. Sırf oy için size din,ahlak, namus kavramı ve paralarınızı almak için türlü türlü palavralar satan kişilerdir bunlar. Algılarımızı açmak lazım hacım.

İşyerinde o palavracı adamlarla yaşamak benim için olağan bir durum olmuş hacı. Sadece benim değil sizlerin de bu kişiler ile iç içe olduğunuzu biliyorum. Size de geçmiş olsun ne diyim şimdi ben aq. Şimdi siz bana işyerlerinde olan olayı politik doğruculuk olarak ya da profesyonellik olarak savunacaksınız ama ben bunu asla kabul etmem, ettiremezsiniz hacı. Çünkü benim gözümde politik doğruculuk palavradır, profesyonellik ise yine palavradan ego kasmaktır. Benim için olayların ya da düşüncelerin ucu palavraya çıkıyorsa o benim gözümde tamamen palavradır. Sikicem bu palavra olayını diyorsunuz ama gelin görün ki haklıyım. Göte göt demeyen bütün sistem, tarz, hareket benim için palavradır hacım. Net olmayı bir deneseler keşke. Ve bugün sivil hayatımda o palavracı adamlarla istemeye istemeye karşı karşıya geldim tabii ki moralim sıfıra indi. Etkisinden çıkamıyorum aq. Kullandığım cümlelere karşı ‘ben neler gördüm ha, bizim çocukların başına neler geldi ha, sana ne anlatıyorum ha’ oldu. Hepi topu konuştuğum 2 cümleye resmen köpek gibi pişman oldum. Konu ise küçük bir yatırım hacım. Ha kripto falan değil işim olmaz öyle işlerle. Eğer ki sizlere yukarıda  tarif ettiğim palavracı adamlardan birine denk gelirseniz abi benim acil eve gitmem lazım diyip hızlıca topuklarınız götünüze vura vura kaçın. Ve siz hacılar hayatınız boyunca palavra satan adam olmamaya çalışın. Kendinizi seviyor ve hevesiniz kırılmasın istiyorsanız aklınızın bir köşesinde bulunsun  ve bu tip adamlardan uzak durum diye size yazmak istedim. Koruyun kendinizi abi.

 Palavracı olmaya gerek yok. Bu gözler bir sikim görmedi moruk diyin zaten önemli olan benim değil sizin ne gördüğünüzdür diyin. Benim hıyarlığım yüzünden başıma bir bok geldi diye aynı şey sizin başınıza gelicek diye bir şey yok diyin, seni bu işte başarılı olamamış adamlarla aynı kefeye koyamam senin farklı fikirlerin vardır diyin. Ya da seni aramayacağız hacı, senin yapacağın işi sikiyim, senin yerin doldurulur ve sana ihtiyacımız yok diyin. Seni bu pozisyona düşünmedik hiç diyin. Emin olun bu söylediklerimi yaparsanız gıcık ama dürüst adam olursunuz ama asla palavracı adam olmazsınız. Selametle babuş ben sigaraya gider.

5 Mart 2021 Cuma

Seçmeli hayatlar

 Selam hacı.

Dünya’ya gözlerine aç; aileni, dinini, dilini, ırkını, ten rengini ve hatta huylarını seçme şansın yok ama;

Okula git iyi bir arkadaş seç, dersleri ve ödevleri zamanında yapmayı seç, beden hocasına iyi bir futbolcu olduğunu göstermeyi seç, iyi bir liseye gitmek için günde 300 test çözmeyi seç, lisede yeni tanıştığın kişilerden en iyisi olan kişiyi seç, lise bitince ‘aman sürekli toplanalım’ demeyi seç, lise bitince banane ne toplanıcaz aq demeyi seç, üniversite hocalarından en gıcığı olan Abdullah hoca ile iyi geçinmeyi seç, iyi geçinmezsen seni sınıfta bırakacağı seçeneğini düşün ve bu seçeneklerden birini seç aq, iyi bir kız arkadaş seç, İnstagram’dan iyi poz verdiğin ve yüzlerce beğeni alabilecek fotoğrafı tespit edip paylaşmayı seç, götlü ve memeli kızların fotoğraflarına beğeni atmayı seç, Twitter’da komikli paylaşım yapmayı seç, okul bitince; iyi bir iş seç, kaknem suratlı iş arkadaşınla iyi geçinmeyi seç, o olmadı oturduğun o boktan koltuktan gariban insanları ezmeyi seç,  sabah tıka basa dolu otobüse binmeyi seç, otobüse tüm ülkeyi kurtarmış gibi bir egoyla ve üstü başı dağınık inşaat işçisini hor görmeyi seç, dolu otobüslerden sıkılıp bir motorsiklet almayı karar vermen ama pahalılıktan alamamayı kabul etmeyi seç, aman ali rıza bey ağzımızın tadı kaçmasın düşüncesiyle patronun her cümlesine siz haklısınız demeyi seç, sırtındaki bir ton yükten dolayı işten istifa edememeyi seç, işyerinde yatıp patronu görünce çok çalışıyormuş gibi görünmeyi seç, adil olmayıp adilmiş gibi görünmeyi seç, ince belli güzel bir kız seç, huylarını öğrenmeyi seç, nelerden hoşlandığını öğrenmeyi seç, tanışma yıl dönümünü unutmamak için not almayı seç,

Kız kulesinde sokuk bir şekilde evlenme teklif etmeyi seç, boktan bir daire seç, soktuğumun köşesine salak bir L koltuk seç, bu L koltuk istediğim gibi olmamış diyen karının dırdırını kabullenmeyi seç, yumuşak ve sırt ağrılarına iyi geldiğini düşündüğün sikik bir yatak seç, kapının girişine küçük sevimli bir kilim almayı seç, sürekli bozulacak olan ama dünya para vereceğin beyaz eşyayı seç, ultra hd  görüntülü büyükçe bir televizyon seç, ben hazırım aq deyip çocuk yapmayı seç, altına eden veletin kıçına prima marka bebek bezi almayı seç, anne sütü 6 ay çooooğğ önemli demeyi seç, nasıl baba olunur adlı salak ve aptal kitapları okumayı seç, okul masraflarını ödemeyi seç, karının ailesi ile iyi geçinmeyi seç, kiradan sıkılıp ev taksidine girmeyi seç, araba taksidine girmeyi seç, taksitleri ödeyemeyip hapis yatmayı seç, soktuğumun 4 büyük spor klübünden birini seç, kıçını özel selpak ile silen siyasilerden birini seç, siyasiler için kapı kapı dolaşıp oy istemeyi seç, ben size oy topladım siz de bana biraz para yardımı yapın demeyi seç, emekliliğin gelince kahvede ‘ahaaaa okey bittim ben aq’ demeyi seç, gazetelerin spor ve magazin sayfalarını okumayı seç, yine kahvede ülke nasıl kurtarılır adlı tartışmaya girmeyi seç, sağlam girip hasta çıkacağın boktan bir hastane seç, en sonunda bir huzur evinde kıçına bağladıkları yetişkin bezine sıçmayı seç, sonra allahım canımı al diye dua etmeyi seç, bari mezarım güzel olsun diye kefen paranı biriktirmeyi seç, finalde dünya para verip aldığın toprağın içine gömülmeyi seç. 

Bunları okuduktan sonra bana küfür etmeyi seçtiğini biliyorum zira sen ancak böyle bok şeyleri seçersin.

Şimdi siz Seçin daha çok daha çok seçin. Bir gün hiç ölmeyecekmiş gibi doyumsuz şekilde seçmeye devam edin. Ama asla insan olmayı seçmeyin, insanca seçim yapana yukarıdan bakmaya devam edin. Selametle.

23 Ocak 2021 Cumartesi

Politik doğruculuk

 Selam hacı . Bugün yine her zamanki gibi canım çok sıkkın. Bu sıkkınlık nedeni ile yine buraya geldim. Burayı tilkinin dönüp dolaştığı kürkçü dükkanı gibi hissediyorum amına koyim. Ne zaman canımı sıksalar elime telefonu alıp hemen bloğa giriyorum. İşte tam bu ateşli zamanı yakalarsam ortalığın içinden geçiyorum. Zira sakinleştiğim zaman yazma yeteneğimi kaybediyorum. Bu nasıl bir huydur anasını satayım ya anlayamıyorum. Arada sigara molası verdiğime göre devam edebiliriz. 

Hacı bu politik doğruculuk olayı var ya bu kelimeye ve kullanımına acayip uyuz oluyorum amına koyim. Uyuz olmak bir kenarda dursun, bizim türk insanı bu siktiğimin kelimesini günlük hayatında öyle yerlerde kullanıyorlar ki, duyduğum anda küfür etmeye başlıyorum. Bu durumu nasıl izah edeceğimi bilmiyorum açıkcası, dün akşam bu yazıyı yazarken uykum geldiği için yarıda bıraktım, sinirim geçmiş işte yazamıyorum aq.  Şimdi hacı bu politik doğruculuk olayını siyasilerin değil de günlük yaşamımızda kullanılan yerlerine değineceğim ve arada yine küfür edeceğim. Bu durum diyor ki; karşınızdaki insanları kırmamak için lafı yumuşatıp söyleyin o nasıl olsa anlar. Lan  ben şimdi göte göt diyemeyeceğim mi? Diyemeyeceksem sikerim böyle işi. Savundukları olaya bakın hele. Neyse hacı bizim millet bu durumu artık başka boyutlara taşımış durumda, işyerinde  yanlış bir şey yaptığınız zaman size,  amaaan bu tarz şeyler olabilir diyip sonra siz yokken size amına kodumun dallaması şeklinde küfür edilir. Diğer bir tarafta iş görüşmelerinde sizi arayacağız tarzında bir boklar gevelenir, gerçeğinde senin ben cv’ ne sokayımdır. Yani işler  politik doğruculuktan yalancılığa evrilir. Eğer karşınızda bu tarz bir insan varsa her türlü kötülüğü bekleyip, arkanızı kollamanızın faydası olacaktır. Aksi takdirde bu kişiler sizin en ufak hatanızı bekleyecektir ve hemen olur öyle yaaaaa  hiç takma kafana tarzında size göstermelik destek vereceklerdir. Sorasını biliyorsunuz. Hhehee

Geçen gün okuduğum bir fıkrayı size anlatayım hacı, politik doğruculuk denen saçmalığın aslında lafı gevelemek ve direk yalancılıkla bağlantılı olduğunu bizzat görelim. Şimdi temel Amerika’da otobüs şöförlüğü yapıyor. Otobüste zencilerle beyazlar arasıda ön koltukta biz oturacağız kavgası yaşanıyor. Temel de bu durumdan hiç memnun değil ve çözüm arıyor kendince. Biraz düşündükten sonra herkesi otobüsten indirip sıraya diziyor. Okul müdürü edasıyla karşılarına geçip; bundan sonra hepimiz kardeşiz ve hepimizin rengi bundan sonra artık yeşil olacak diyor. Yolcular kabul ediyor ve temel otobüsü bindikten sonra yolculara  binmesini söylüyor. Sonra temel kafasını çevirip açık yeşiller öne otursun diye anons yapıyor. Hacı şimdi bu fıkradan yola çıkarsak benim yine küfür etmem gerekiyor ama etmeyeceğim. Bugün küfür kotamı doldurdum.

Bakın canlarım, ben size gidip direk insanların suratlarına küfür edin demiyorum. Politik doğrucu olmayan insanların %90 nı hödüktür şeklinde yorum yapan insanlara sövebilirsiniz. Sıralı ve seri küfür olursa bundan mutluluk duyarım. Bir olay yaşanırken karşınızdaki insana lafı gevelemeden ve en uygun şekilde anlatmamız lazım. Hayatta ne kadar şeffaf olursanız insanlar tarafından sevilmeme oranınız artacaktır fakat insan kalmanın tek yolu bu. Kaşarlı okuyucularım, benim için önemli olan tek şeyin insanlık olduğunu bilirler. İşyerlerinizde yükselmek için yalana ihtiyacınız yok. İnsanlara lafı gevelemenize gerek yok. Ali cengiz olaylarına girmenize gerek yok. Sadece şeffaf olun yeter hacılar. Zira ölümün ne zaman ne saat geleceğini kimse bilemez. İnsanca kalın, selametle. Yazı da düzeltme yapmağacağım banane aq.


Maske

 Selam hacı. İnsanlar, çocukluktan çıkıp aklını başına aldıktan sonra çevresini ve toplumu takip ederek, yaptığı gözlemlerden sonra o toplum...