Merhaba arkadaşlar, benim adım Metin Demir.
Çocukken akrabalarım ve komşularım arasında “bu çocuk çok büyük adam olacak” diye sevilirdim. Bana soru soran kişiyi, soru sorduğuna pişman hâle getirirmişim. Hey gidi günler hey. Çocukken yaptığım akıl dolu ve kıvrak zekâlı cevaplarım aile konuşmalarında hâlâ konuşulur ve hep beraber eski günleri yâd ederek güleriz. Benim hakkımda yapılan öngörüler doğru çıkmadı çünkü büyük adam olamadım. Hayatım boyunca ilkeli ve dürüst olduğum için kaybettiğim doğrudur; çünkü çocukluktan çıkıp büyüme evresine geçiş dönemimde ailem ve akrabalarımla daha çok vakit geçirdim. Bundan dolayı üstün zekâ sınıfından çıkıp normal zekâ düzeyine indim. Bu akrabalardan sonra kitap okuma alışkanlığım bitti ve bunun yerine okulu bırakıp asgari ücrete sigortalı bir işe girdim. Çünkü ailem ve çevremdekiler bu hayattaki en önemli şeyin sigortalı bir iş olduğunu beynime kazımıştı daha o yaşlarda. Neden bunların dediğini yaptım ki…
23 yaşımda uzaktan akrabam olan ve iyi biri olduğunu düşündüğüm biriyle evlendirildim. Hayatımın büyük bir kısmını çalışarak ve doğacak çocukları büyütmekle geçirecektim. Bunların hepsine hazırlamıştım kendimi. Hem asgari ücretli, sigortalı bir işim de hazırdı artık. Bir yandan karımın isteklerine, diğer bir yandan okul okuyan bir kız bir erkek çocuğuma para yetiştirmekle geçecekti ömrüm. Sigortalı işimi ve sadece akrabalarını iş yerinde konum sahibi yapan işverenimi her şeye rağmen seviyordum. Bunlardan sonra çok şükür oğlum üniversiteyi 2. olarak bitirdi. Bunca emeğin karşılığını alma vakti geliyordu artık. Mezuniyet törenini görmenizi çok isterdim. Hep beraber şarkı söylemeleri, birbirlerine sarılmaları, birbirlerine gülümseyip “işte başardık” diye konuşmaları ve özellikle keplerin havada uçuşması olayını kesin görmeniz lazımdı ama elimde fotoğraf yok arkadaşlar. Daha doğrusu telefonumun kamerası bozuk olduğu için çekememiştim fotoğrafları.
İki yıllık işsizlikten sonra oğlumun geçen gün yaptığı iş görüşmesinden çok umutlu değildik fakat birbirimizi kandırarak umutlu gibi görünürdük. Üzgün ses tonuyla “bu sefer olacak baba” derdi ama kendi bile inanmazdı söylediğine. Yine geçen gün bu durumu düşünürken aslında oğlumun dereceyle okul bitirmesine gerek olmadığını fark ettim. Sadece ismini verebileceği bir vekil ya da üst düzey bir siyasetçi veya büyük bir patron ismi yeterliydi. Ama verebilecek bir ismimiz yoktu. Bizim zamanımızda “hamili kart sahibi yakınımdır” diye kartla dolaşanlar olurdu. Bu kartı taşıyanlar bir vekilin tanıdığı olduklarını belli eder ve hemen işe alınmak için patronlarına verirlerdi. Fakat o kartla işe girenler torpilini herkesten saklardı; torpille işe girmek, kafasının çalışmadığı ya da hak eden başka birinin hakkının yenmesi olarak algılanırdı. Şimdi ise herkes “benim torpilim senin torpilini siker” diye yarışa giriyor, birbiriyle kavga ediyor. Sahi ne ara bu duruma geldik? 2002 diye tahmin ediyorum ama bu konuyu konuşmak istemiyorum. Belki hepimizin oğlunun iş hakkı böyle elinden alınmıştı. Neyse… Hani size oğlum mezun olurken arkadaşlarıyla yaşadığı o mutlu günden bahsetmiştim ya, işte o mutluluğun yerini hüzün ve hayal kırıklığı almış durumda. Neyse ki oğlum Amerika’ya gidince eski mutluluğu geri geldi.
Bu aralar sosyal medyaya sardım arkadaşlar. Üst komşum Ayten buradan sürekli göğüs çatalı fotoğrafları atıyor. Altına “seninle evlenmek için her şeyi feda ederim” diye yazan tuhaf tipler var. Gerçeği söylemek gerekirse ben de bu fotoğraflara beğeni atıyorum fakat benim paylaştığım cuma mesajlarının hiçbirine beğeni atmıyor, bu duruma bazen çok alınıyorum ama yapacak bir şey yok. Aslında alınacak bir durum da kalmadı artık çünkü beni arkadaş listesinden çıkarmış aq.
Bir de karşı bina komşusunun oğlu var. Adı Berke gibi bir şey sanırım ama tam olarak hatırlamıyorum anasını satayım. Kendisi oğlumla aynı yaşta ve çocuklukları beraber geçti diyebilirim. Toktik diye bir uygulamadan kazandığı paraları göğsünü gere gere paylaşıyor ve kendisiyle muhteşem gurur duyuyor. Sokakta beni görünce “Meto amca naber yaaa” diye sesleniyor. Ben de içimden küfür ediyorum. Annesi ve babasıyla her karşılaşmamızda oğullarından başka bir şey konuşmuyorlar. Bir ara merakımdan Berke’nin bazı videolarını seyrettim ve utancımdan videoyu hemen kapattım. Benim niye utandığımı soracak olursanız buna cevap veremem. Herhalde geri kafalıyım ben. Sonra bir sigara yakıp oğlumu okutarak yanlış yapmış olabilirim düşüncesine kapıldım ama hemen kendime engel olup bu düşünceden hızla uzaklaştım.
Emekli maaşımı alınca bazen İstanbul’u geziyorum arkadaşlar. Aslında İstanbul’un sadece çalışmak için değil, gezilecek bir yer olduğunu da fark ettim. Ne kadar da tarihi yerlerimiz varmış. Tarihi yerlerimizde Türk insanını bulmak gerçekten zor; buralar başka ülkelerden gelmiş, Türk tarihini ya da Türkiye’de atalarından kalmış tarihi yerleri görmeye gelen genç turistlerle dolu. Yerebatan Sarnıcı gerçekten çok güzelmiş hehehew. Ama param çok dayanmıyor, hemen bitiveriyor.
Artık 60 yaşına geldim ben dostlar. Hep ileri ve uçuk kaçık şeyleri düşlerken ev, araba taksidine giren standart bir dallamaya dönüştüm. Ev taksitlerim iki ay önce bitti ama araba taksidimin bitmesine bir sene var. Bu ay Amerika’ya giden oğlumdan biraz borç para istemeyi düşünüyorum ama yapamıyorum. Oğlu da olsa insan utanıyor. Bu aralar bazen kahveye sarıyorum sanırım. Kahvedeki okey arkadaşım Hasan her seferinde “ahaaa okey bittim ben aqqqq” diyen tuhaf bir tip. Bir de Kazım var; o da gazetelerin magazin haberlerini okuyan, Hülya Avşar’ın kızına gözlerini fal taşı gibi açarak bakan sapığın biri. Kazım’ı bazen üst komşum Ayten’in fotoğraflarına bakarak iç çektiğini görüyorum ve bizim okeyci Hasan’dan Ayten’i nasıl anal sekse zorlarım diye ders almaya çalışıyor. Hasan da okey taşlarını dizerek, okey oynama taktiği anlatıyormuş gibi bir şeyler geveliyor, sonra gülüşüyorlar. Aslında Kazım çok ilerici biri. Netflix denen bir programın gençleri sapıklaştırdığını düşünüp böyle şeylerin örf ve adetlerimize ters düştüğünü söylüyor. Onlar konuşuyor, ben dinliyorum. Zamanı geri almak istiyorum.